SAİT FAİK: ÇAKIR HİKÂYECİ

NURGÜL ÖZLÜ

6 Kasım, Sait Faik’in doğum günü. Sait Faik’in “Yazmasam deli olacaktım” sözünü çoğumuz biliriz. İyi ki doğmuş usta, iyi ki deli olmamış. Cumhuriyet dönemi edebiyatının önde gelen öykücülerinden olmuştur. Kendisinden sonra gelenleri etkileyen öyküleriyle, edebiyatımızda olaya dayalı klasik öykücülük dışında “Sait Faik öykücülüğü” diye adlandırılan bir tarz oluşturmuştur. Bu tarzın, Dünya’da durum (kesit, Çehov) öykücülüğü olduğunu biliyoruz. Gerek biçim, gerekse içerik bakımından modern öykücülüğümüze büyük katkılarda bulunduğu çok açıktır.

  1. yüzyılını yaşayan insanlık için görsellik özellikle kitle iletişimde her şeyin önüne geçmiş durumda. Geçmişle geleceğin en önemli ayırt edici özelliği bu olsa gerek. Bu bağlamda selfie günümüzün en yaygın ve kabul görmüş “Ben varım” deme biçimlerinden biri oldu. Sait Faik, çevresiyle içli dışlı olup öyküleriyle sanki oradaymışçasına selfie çekmiş gibidir. Hikâyelerinin içinde bir kenarda durup “Bakın bunlar da oluyor” diye işaret eder sanki. Gündelik yaşamında tanık olduklarını kendi görüşüyle öykü çerçevesine dolaysız sığdırmıştır. Günümüz teknolojisi üzerinden yorumlayacak olursak selfie kadrosu epey kalabalıktır.

Öykülerindeki karakterler tipiktirler. Neredeyse etten kemikten oluşmuş gerçek ben olup çıkarlar karşımıza. Sait Faik Abasıyanık, yazarak anlatmamış da yaşamış sanal bir ben hâline gelmiş diyebiliriz. Yazar, aidiyet duygusuyla her şeyin bir parçasıdır. Gördüğü her nesne, her kişi, içinde bulunduğu her mekân, dünyalardan oluşmuş zincirin halkalarıdır.

Sait Faik’in şiirleri, yazarın ölümünden yaklaşık bir yıl önce Şimdi Sevişme Vakti[1] adıyla kitaplaştırılmış, kitap da yayımlandığı dönemde ses getirmiş. Sait Faik’in şiirlerinin, öykülerinin gölgesinde kaldığını söyleyen yazarların yanında şiirimize farklı bir ses getirdiğini iddia edenler de olmuştur. Şiirlerinin üslûp bakımından öykülerini andırdığını, kısa öyküler olduğunu, şiirde olması gereken ahenk öğesinin bazı şiirlerde bulunmadığını söyleyenler de olmuştur… Öykülerindeki yer yer şiirli dilin, yazarın şair kimliğinden ve bu ilk şiirlerinden geldiği açıktır.

Şimdi Sevişme Vakti’nin dördüncü baskısını 1986’da Bilgi Yayınevi yapmış. Muzaffer Uyguner tarafından düzenlenen bu baskıya, Sait Faik’in gazete ve dergilerde kalan şiirleri ile çalışma masasında kalanlar arasından derlenen şiirler de eklenmiştir.

Sait Faik’in öyküleri ve şiirleri incelendiğinde metinlerarasılık ve türlerarasılık görülür. Öykülerde açıklayıcı, betimleyici cümleler kurmak, olayların anlaşılırlığı açısından önemlidir. Ancak Sait Faik öykülerinde kısa ve net cümleler kurmayı seçmiştir. Dize dizedir sanki; sözü uzatmaz, sarkıtmaz. Şiirlerinde duygusaldır; küçücük gündelik hayatlardan etkili duygulanışlar ve hüzünler yaratır. Şiirlerindeki duru dil, kendisini gösteren kısa söyleyişler, mutluluğu yakalama arzusu, insani sıcaklığı, Sait Faik’in Garipçilerle birlikte anılmasına da yol açmıştır.

Sait Faik’in şiiri öyküye çok yakındır. Sanatçı, öykülerinde çeşitli imgeleri, kelimeleri ya da sesleri tekrar ederek bir uyumu yakalar. Kurduğu alışılmamış tamlamaları ve özgün benzetmeleri ahenk içindir. Sait Faik, bazen aynı cümleleri, tekrar ederek de bunu sağlar. Kentte yaşayan insanın geçim derdini yazar, sıkıntısını sezdirir. Toplumsal travmalara yer vermez, okuyucuyu sarsmaz, kendi hâline bırakır.

Kendi varlığının farkındadır şiir kişisi ve şiirin içindedir. Pratagoras’un “İnsan her şeyin ölçüsüdür” sözünü ispatlar gibi insana ait her ölçü, tat, keyif, çaba, eylem şiirine konu olur. Şiir kitabına verdiği isim, en temel ve insani yanımızla ilgilidir. Şiirlerinde olay örgüsü vardır; bu bakımdan şiirler, öykülerinden kısa bir kesit gibidir.

Sait Faik Abasıyanık’in şiirleriyle ilgili olarak Zafer Yalçınpınar şunları yazıyor:

Sait Faik’in şair yönüne ilişkin birkaç ifadeyi öncül olarak dikkate almak gerekiyor. Ece Ayhan, birçok yazısında Sait Faik’ten “Çakır Hikâyeci” olarak bahseder. “Çakır Hikâyeci” benzetmesinin ardındaki birincil anlamın Sait Faik’in bakışları ya da göz rengiyle/yüz ifadesiyle -ve sürdüğü bohem yaşamıyla- sürekli çakırkeyif bir görüntü sergilemesi olduğu düşünülebilir. Ancak, Ece Ayhan bu benzetmeyi Sait Faik’in ‘yarı hikâyeci-yarı şair’ olduğunu iddia ederek açıklamıştır. Bununla birlikte, Ece Ayhan, ikinci yeni şiir akımının tümünü ima ederek, Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’ (1954) adlı kitabı ile Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘Çocuk ve Allah’ (1940) adlı kitabından doğduklarını söylemiş, bu iki esere verdiği önemi kendi varoluşuyla ve ikinci yeni şiir akımının poetikasıyla vurgulamaya çalışmıştır. Gerçekten de Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’ adlı kitabındaki hikâyelerin anlatım tarzı son derece şiirseldir: Bu hikâyeler neredeyse ‘düzyazı şiir’ olarak tanımlanan biçemle eşleşecek kadar yoğun bir şiirsel dil ve imgesel alan derinliği içerir.[2]

Sait Faik’in şiirleri genellikle uzun soluklu olmakla birlikte çok kısa olanları da vardır.

Bu şiirlerde çoğu kez bir öykü havası kendini hemen hissettirir. “Köprü”, “Deli Çay”, “Bizim İskele”, “Kırda Bir Öğle Uykusu” vb. şiirlerinde bu daha da belirgindir.

Şiirlerinin de temel olgusu yaşamdır. Kurgularında üç bileşen belirgindir öte yandan: zaman, mekân ve özneler.

Sair Faik’in şiirinde de bakan göz (gözleyen) olma durumunu değerlendirmek için John Berger’in Görme Biçimleri adlı kitabında şu söylediklerine bir bakalım:

Yalnızca baktığımız şeyleri görürüz. Bakmak bir seçme edimidir. Bu edimin sonucu olarak gördüğümüz nesne -her zaman elimizle dokunabileceğimiz bir nesne anlamında olmasa da- ulaşabileceğimiz bir alana getirilmiş olur. İnsanın bir şeye dokunması demek, kendisini o şeyle ilişkili bir duruma sokması demektir. Tek bir nesneye değil, nesnelerle aramızdaki ilişkiye bakarız her zaman. Görüşümüz her zaman canlıdır, hareketlidir; her şeyi çevresindeki bir çember içinde tutar; bulunduğumuz durumda bizim için orada var olabilecek her şeyi gösterir bize. [3]

Sait Faik de etrafına bakmış ve gördükleri arasında kurduğu içsel ve dışsal görme ilişkisini aktarmıştır.

Şiirlerinin ana temalarını gözleyen (bakan) ve gözlenenler (bakılanlar) olarak iki ana grupta toplayabiliriz. Gözleyen ve konuşan kişi, iç sestir. Gözlenenler, sessiz çoğunluk ve eylem halindeki sıfat bulmuş öznelerdir.

Gözleyen: Ben kişisi, aşk, bohem hayat

özleneler: Deniz, mekânlar, özneler, nesneler

GÖZLEYEN

  1. Şiirlerin ekseninde kendi “ben”i yer alır. Bu nedenle olsa gerek bütün şiirlerini ben diliyle yazmıştır. Tüm dikkatini hayata ve insanlara verir. Çevresini en ince ayrıntısına kadar inceler. Dışsallığı, onun “ben” öznesini öne çıkaran diğer şairlerden farklı kılar. İnsan kalabalığı ve değişik hayatların yanında kendisi de var olur. Morali yüksek bir öznedir şiir kişisi. Yaşama sevinciyle doludur. Söz söyleyen, sorular soran bir kişidir, bazen söylenir hatta:

Neremden geliyor bu sevinç (s.7)

Nasıl etsem, nasıl yapsam da (s.3)

Neremden yakalıyor (s.5)

‘Bugün ne yaptın, çalıştın mı? (s.9)  

Şair, gören biri olarak, kendi “ben”ini şiire taşır. Ben’in karşısındaki ‘Sen’ için de yazar:

Sensiz edemem (s.11)

Senden bahis açılmadıkça susmak isterim.

Senden bahis açmaya vesiledir (s. 14)

  1. Aşk duygusu ve bu duygunun yansıtıldığı kadının güzelliği ve kadınlara duyulan ilgi, Abasıyanık’ın şiirlerinin damarlarından birisidir. Şiir kişisinin kadına duyduğu sevgiyi açlık veya susamışlık hâlinde değildir. Cinselliği öne çıkarmamıştır, şefkati ağır basmaktadır. Kadınlar, kim olduğu betimlenmeyen sevgililerdir. Şiir kişisinin sevmesi yeterlidir, fazla nitelemeye gerek duymamıştır. Sıcak sevgisiyle, sevgilisinden ‘çirkin kızım’ diye bahseder:

Yapamam, onsuz edemem.

Bana su, bana ekmek, bana zehir;

Bana tat, bana uyku

Gibi gelen çirkin kızım (s.11)

Öykülerindeki Rum kızları anımsatır şekilde, bu sevgili, bazen “gâvur” bir sevgilidir:

Eleni, Marikula, kimi zaman da Aleksandra olur.

  1. Sait Faik’in şiirinde, yalnızlık duygusu, bohem yaşayış tarzının görünümleri, meyhane ortamı, içki ve balıkçı kahveleri de sıklıkla göze çarpar. Rum meyhaneci Yanakimular, Sotirakiler, Rum balıkçılar, kahvehaneciler, bıçkınlar, cepçiler de bu temanın ögeleridir. Yaşamında ağır basan ve değer verdiği insanlık hallerini şiirine ve öykülerine almıştır. Sanat yaratma arzusunu yaşadığı hayattan beslenerek gerçekleştirmiştir. İnsan problemlerinin biricikliği, okurunu eserlerinin içine çekmesini sağlamıştır.

GÖZLENENLER

a.Sait Faik’in öyküleri gibi şiirlerini de denizden, geçimini denizden sağlayan insanlardan, balıkçılardan, mavnacılardan, sandalcılardan ayrı düşünemeyiz. “Bizim İskele”, “Cıva”, “Ceylan-ı Bahrî” gibi şiirler bu temayı işleyen güzel şiirlerindendir. Gemi yelkenleri, balığa çıkan delikanlılar, yırtık ağlar, yakamozlar, uskumru yüklü sandallar, sandalı pat pat dövecek torikler, dülger balıkları, eski iskeleler, zehirli midyeler, martılar, karabataklar, Burgazada iskelesi, iskele kahvesi, çımacılar… bu temanın nesneleridir.

  1. “Küçük adam” veya “küçük insan”, edebiyat tarihimize Sait Faik Abasıyanık ile Orhan Kemal’in öykü ve romanlarındaki kişiler için kullanılan bir kavram olarak girmiştir. Sait Faik’in, küçük insanlarla birlikte yaşayan şiir kişisi sanki herkesin yanı başındadır. Esas mekânı İstanbul’dur. Sait Faik’e İstanbul şairi diyebiliriz. İstanbul: Üsküdar, Kınalıada, Burgazada, Galata, Kumkapı, Karaköy meyhaneleri, Boğaziçi iskeleleri ve Galata Köprüsü merkezlidir. İstanbul’un gelmişi geçmişine çağrışımda bulunmaz. Güzelliklerine övgü veya hatırlatma yoktur. Kültürel çeşitliliği de şiire yansımaz.”Köprü” şiiri bir yönüyle öne çıkar. Şiirde Sait Faik, Galata Köprüsü’nde durur ve çevresindeki kalabalığı gözlemler, kaydeder. Köprüyü seyir terası yerine koyar.

Bu kadar az şiirde öyle çok mekân vardır ki: Kendi halinde küçük hayatların yaşandığı kahveler, pazar yerleri, sokak başları, sahiller, ormanlar, mezarlıklar, meyhaneler, vapurlar, istasyonlar, mavnalar, tarlalar, köprüler,,,

Sait Faik’in çocukluğunun geçtiği şehir Adapazarı ‘dır. Şair, Adapazarı’nı, “Deli Çay” şiirinde anmıştır:

Çınarlarına kargaların üşüştüğü memleket

Sütlü mısırların kebap edildiği

Kebap mısır kokusu küllü ateş

Yarı olmuş mısır koçanlarının mor püskülünde akşam.

Tarlanın kenarında yer yer karpuz çekirdekleri. (s. 20)

  1. Sait Faik’in şiirinin özneleri sınıf ayrımı yapmadan; fakir insanlar, gündelikçiler, kendi halinde hayatta kalmak için çabalayan küçük insanlardır. İhtiyarlar, dilenciler, manifaturacılar, yoğurtçu kadınlar, değirmenci, köylüler, memurlar, yufkacılar, işçiler, şekerciler, Rumlar’dan, Ermeniler’den oluşan balıkçılar, hamallar, boyacılar, sandalcılar, kahveciler, meyhaneciler, gazete satıcı çocuklar, meyhane şarkıcısı kızlar, fabrikada işçi kızlar, yufkacılar, helvacılar, börekçiler vs. İlginçtir ki bunca emekçiyi, esnafı ve meslekleri bir araya getirmiştir şair. Emeği çağrıştıran bir kadro vardır şiirinde. Fakat emek ve değeri üzerinden sınıfsal yaklaşmamıştır.

Yedikuleli İstavro, “aksakallı, kasketli, yırtık mintanından adaleleri gözüken dilenci”, ayakkabı boyacısı çocuk, gazete satıcısı çocuklar, Rum meyhaneci Yanakimu, balıkçılar, fahişeler, meyhane güzeli Aleksandra, İmrozlu Eleni öykülerinde de karşılaşabileceğimiz insanlardır. Şiirindeki Rum öznelerin çoğuna hemen hemen birer ad koymuştur. ‘Hasan Usta’nın işlediği yorgan’ derken bir Türk adına rastlarız. Bu da ilgi çekicidir.

Özneler hep eylem halindedirler. Didinirler, eğlenirler, koşuştururlar, aylaklık yaparlar, severler, özlerler,,, “Yaşıyoruz işte, daha ne isteriz ki” diyen düz ve sıradan insanlardır.

  1. Nesneler Sait Faik Abasıyanık’ın şiirlerinde fazlaca yer bulur. İnsanın yaşını sezdiren baston ve kasket, emekçi sınıfını çağrıştıran dilenci mintanı, küfeler, bakraçlar, mısır ekmeği, gazete, sanatı anımsatan resimler, kitaplar, heykeller, saz ve daha pek çok nesne yer alır. Nesneleri sıfatlarla betimler. Nesnelerinin çoğu emek ürünleridir.

Edip Cansever’in Hürriyet Gösteri’de yazdığı bir yazıda söyledikleriyle bitirelim doğum günü yazımızı:

Benim için tek mutluluk olan ‘şiir yazmak’, mutsuzluk olan ‘şiir yazmamak’a dönüşür ki, hemen hemen okumaktan başka bir şey yapamam. Sait Faik’in ‘Ne desem yalan gibiydi’ sözüne uygun bir yaşam tutturmaktan başkaca bir seçeneğim kalmaz….Oysa bir şiirin verdiği mutluluk olsa olsa bir gün sürer. Olsun. Belki de bütün mutlulukların toplamı bu kadarcıktır.[4]

[1] Bu yazıda Şimdi Sevişme Vakti adlı eserden yapılan alıntılar için  İş Bankası Yayınları, 2019 basımı esas alınmıştır.

[2]Zafer Yalçınpınar, “Sait Faik’in Şiirlerine Dair Önemli Bulgular”, Adalı Dergisi, Sayı 152 (https://www.adalidergisi.com/cms/adali-dergisi/tum-arsiv/makale/2341/sait-faik-in-siirlerine-dair-onemli-bulgular)

[3] John Berger, Görme Biçimleri, Metis Yayınları, İstanbul 2018, s. 8

[4] Edip Cansever, Şiiri Şiirle Ölçmek, YKY Yayınları, , İstanbul 2012,s.36

Kapak Çizimi: Esin Erdem