Sanal paralara neden bu kadar çok ilgi gösteriliyor?

Standart iktisat kitapları, paranın dört işlevi olduğunu söyler. Bunlar, hesap birimi niteliğinde olması, bir değer taşıma biçimi olması, bir değişim değeri olması ve gelecekteki ödemeler için bir standart oluşturmasına karşılık geliyor.

Birinci anlamıyla, para, hesap kitap yapabilmemizi sağlıyor. Bu işlevin sanal paralarca karşılanması zor; çünkü bu tür paraların ‘kur’ları çok hızlı değişiyor. İkinci anlamında ise, sanal para, tercih edilen bir değer taşıma biçimi olarak öne çıkıyor. Burada kastedilen şudur: Eldeki değer, nakit para olarak tutulabilir ya da bunun yerine taşınmaz, altın, tahvil, bono, tablo vb. alınır. Eldeki değer, nakit olarak tutulursa bunun üstünlüğü, alım ve satım için hazır (sıvı gibi akışkan) olmasıdır. Zayıflığı ise, nakit paranın diğer değer taşıma biçimlerine göre daha hızlı değer kaybetmesidir. Cepteki para, başka seçenekler düşünüldüğünde, para sahibini zarara uğratır. Para cepte kaldıkça, zamanın getirdiği değer kaybına kapılıp gider. İşte bu açıdan sanal para, bu yatırımsal işlevle el ve eldiven gibi uymaktadır.

Üçüncü anlamıyla para bize, çeşitli ürünlerin değerlerini karşılaştırma olanağı verir. Ancak, sanal paraların böyle bir işlevi bulunmamaktadır. Son olarak, dördüncü anlamıyla para, bize gelecekteki ödemeler için bir ölçü sağlamaktadır. Sanal para, sürekli değişken niteliği dolayısıyla, bu işlevi karşılayamaz. Dolayısıyla, sanal para, nakit paranın dört işlevinden yalnızca birine (değer taşıma biçimi olması işlevi) karşılık gelmektedir. Demek ki, toplumda geçerliği ve kabul görürlüğü de düşük olacaktır. Yatırım düşüncesine sahip olanların uğraştığı bir dar alan etkinliği niteliği taşıyacaktır. Sanal paraların ilgi görmesini coşkuyla karşılayan kimi yorumcuların, sanal paranın ileride gerçek paranın yerini alacağını ileri sürmeleri de, sanal paranın bu eksikli işlevselliği nedeniyle doğru gibi görünmemektedir.

Sanal paranın altındaki ideoloji: aydın ve eğitim düşmanlığı

Hesap kitaba izin vermeyen, değişim değeri işlevi taşımayan ve son olarak gelecekteki ödemeler için de bir ölçü olmaktan uzak olan sanal paralar nasıl olup da bu kadar ilgi görmektedir? Çünkü kapitalizm asla çok çalışıp kazanmayı özendirmez; bunun yerine, başkalarının çalışması üzerinden edinilen kazancı (artık değeri) başarı olarak görür. Bu sık sık pompalanan başarı algısı, kendini aydın ve eğitim düşmanlığı söylemi ve eylemiyle (örneğin, “okumuş da ne olmuş canım…”, “okuyunca zengin mi olacaksın?”, “profesör olmuş ama koyun bile güdemiyor”, “filanca üniversiteyi bırakıp şirket kurmuş, zengin olmuş”) iyice pekiştirir. Okutulmayan çoğunluk için, okumak, hızla “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?” biçimindeki nitelikli eğitime erişimdeki eşitsizlik olgusuna vurgu yapan bakıştan okumanın değersizleştirildiği bir anlayışa yönelir. Sanal para, işte tam da bu yönelime yaslandığı için kapitalizmde bu kadar çok ilgi görüyor. Çok çalışmak, çok okumak yerine, (her ne biçimde olursa olsun) çok kazanmak, sanal paranın mantığıyla örtüşüyor.

Sanal paraların üç öne çıkan özelliği

Sanal paranın dikkat çekici diğer özelliklerine bakalım: Birincisi, arzın kontrolsüz oluşu; ikincisi ise, para arzındaki genişleme olarak karşımıza çıkar. Gerçell ekonomide para arzını belirleyen, merkez bankasıdır. Dünyanın her yerinde, ‘merkez bankası’ ya da benzeri bir adla (örneğin, ‘devlet bankası’) işlevlendirilmiş olan bir banka vardır. Bu banka, ekonomik sistemde ne kadar para dönmekte olduğunu ve kısa erimde dönebileceğini belirler. Bunu çeşitli yollarla yapar: En bilinenleri, başta faiz oranlarını değiştirmek olmak üzere para basma, bono alım-satımı, bankalarda tutulmaları zorunlu olan minimum rezerv oranlarıyla oynama ve döviz kuru müdahalesi biçimindedir. Merkez bankaları, kâğıt üstünde, devletten ve hükümetten özerkliğe ve hatta bağımsızlığa sahiptir; oysa gerçekte, birçok ülkede, devletin ve hükümetin arka kapıdan gelen telkin ve müdahalelerine açıktır. Güçler dengesinin (yasama-yürütme-yargı) gözden kaçan gizli öznesi niteliğindeki merkez bankasının bağımsızlığı ya da özerkliği, pratikte işlerlik kazanmaz. Üstelik, merkez bankası yöneticileri, hükümet tarafından atanır; seçilmiş değillerdir, ancak yurttaşlar üzerinde, seçime bile girmeden, çok büyük güçlere sahip olmuş olurlar.

Merkez bankası ve böylelikle devlet ve hükümet, ekonomideki para arzını az önce anılan yollarla yükselterek ya da düşürerek özellikle yatırım ve tüketime etki etmeyi, böylelikle işsizlik ve enflasyon çifte belasıyla başa çıkmayı umarlar. Para arzı üstündeki devlet tekelini kaybeden bir ülke, gerçekte egemenliğini kaybetmiş demektir. Bu bağlamda akla hemen AB’de Euro’ya geçilmesi geliyor. Tek bir Merkez Bankası’nın çok çeşitli yapısal sorunları ve dinamikleri olan farklı farklı Avrupa ülkeleri için tek bir para politikası uygulaması bunun için en güzel örnektir. Aynı biçimde, kimi ülkeler (örneğin Ekvador), kendi para birimlerini bırakıp Amerikan dolarına geçmişlerdir. Bu ülkeler böylelikle egemenliklerini kaybetmiş olurlar. Sanal paralara dönersek, bu paraların arzı ne merkezidir ne kontrollüdür.

Diğer bir nokta şu: Sanal para arzı, bir para politikasının temel parametresi niteliği taşımaz. Sanal para arzının arttırılmasının ya da düşürülmesinin gerçel ekonomi üstüne etkilerini saptamak için henüz erken; çünkü sanal paralar, sanıldığından daha az yaygın. Gerçel ekonomiler okyanusunda, bir kum tanesi niteliğinde. İleride yaygınlaşırsa, belki kredi kartlarının ve aşırı borçlanmanın yarattığı sorunlara bir ek katkı sağlaması söz konusu olabilir. Ancak, az önce söylediğimiz gibi, bu yorumlarda bulunmak için çok erken. Böylelikle, sanal paraların geleceği konusuna gelmiş oluyoruz.

Bir ürünü pahalı ya da ucuz yapan ögeler

Bir ürünü pahalı ya da ucuz yapan, üretim açısından bakarsak, sabit giderler ve ücretleri içermek üzere üretim maliyetleri ve kâr payıdır. Tüketim açısından bakarsak ise, kullanım değeri ve değişim değeridir. Sermaye düzeninde, ortalama bir tüketici, bir ürüne gereksinim duyduğuna ikna edilir; sonra da, bu ürünü pahalı olsa da satın almaya yönlendirilir. Ürün, pahalıdır; ama bu algıya göre, değerlidir ki pahalıdır. Böylelikle, benzer özelliklere sahip bir başka ürünün kalitesinden, daha ucuz olması nedeniyle kuşku duyulur. Daha ucuzu varken daha pahalısı alınır.

Bu üretim ve tüketim ekseninden hareket edersek, sanal paraların üretim maliyetlerini ve kâr paylarını düşünmeliyiz. Bunların çok cüzi olduğu görülüyor. Sanal para arzı için elektrik, internet bağlantısı, sunucu bedeli, tasarım vb. kalemler gibi harcamalar olduğu anlaşılıyor. Ancak bunlar, sanal paraların değeri noktasında devede kulak kalıyor. Asıl olay, tüketimde…

Bir para tüketilir mi? İktisatta ‘paraya yönelik talep’ ya da ‘para talebi’ diye bir kavram vardır; ama buna ‘tüketim’ demeyiz. Nakit para, temel olarak iki değişkenle açıklanır: Yurttaşlardaki alım-satım için cepte hazır para tutma eğilimi ve faiz oranları. Faiz oranları ne kadar yüksekse, cepte para bulundurmak o kadar maliyetli olacaktır. Faizlerin düşük oldukları durumda ise, para ha cepte kalmış ha bankada faize konmuş, fark etmeyecektir. Bu kısıtlı modelde, yurttaşların akıllı mantıklı varlıklar oldukları varsayılır. Klasik iktisatın tariflediği insan tipi, sürekli olarak ekonomik gelişmeleri izlemekte ve duruma göre en mantıklı hareketi yapmaktadır: Faiz yükselirse cebinde para tutmaz vb. Şimdi buradan sanal paralara bakalım:

Sanal paralara yönelik talebi ilk başta belirttiğimiz gibi, değer taşıma biçimi açısından değerlendirebiliriz. Bir yurttaş, elindeki varlığı ya sanal paralara yatıracaktır ya parayı cebinde nakit olarak tutacaktır ya da başka değer taşıma biçimlerine (taşınmazlar, altın, tablo vb.) yönelecektir. Sanal paraların değerlerinin sürekli olarak artması, onları diğer değer taşıma seçenekleri içerisinde öne çıkarmaktadır. Ancak durum, 90’ların sonuyla 2000’lerin başı arasındaki internet şirketleri balonunu akla getirmektedir. Bu balon örneğinde, bu şirketlerin piyasa değerleri, gelecekte internetin daha da yaygınlaşacağı düşünülerek, çok kısa sürede hızla artıyordu. Bu şirketlerden çok azı (örneğin, Amazon dışında), daha sonra sağ kalabildi. Sanal paraların da hızlı yükselişinin bir tepe noktasından sonra çakılmaya başlaması olasılığı, bu açıdan hiç şaşırtıcı gelmiyor. Ayrıca, yukarıda andığımız tüketiciyi ikna etme ve yönlendirme boyutu, sanal paralar için de geçerli. Sanal paraları uçuran, onlarla ilgili beklentiler. Fakat beklentiler az önce andığımız balon örneğinde görüldüğü gibi, istikrarlı olmaktan uzak. Dahası, yatırımcılar hiç de akıllı mantıklı insanlar değiller; çünkü gelecekteki değerleri tahmin etmek olanaksız. Olanaklı olsaydı, dünyanın en zenginlerinin iktisatçılar ve finans uzmanları olmaları beklenirdi.

Sanal paralar ve sermaye düzeninin bitimsiz bunalımları

Kimi yorumcular, sanal paraların merkezsizliğini ve kontrolsüzlüğünü, devletin ekonomik tekeline karşı ilerici bir adım olarak göklere çıkarıyor; oysa sanal paralar da kendi başlarına eşit dağılmıyorlar. Tersten bakan kimi yaklaşımlar, sanal paranın bu iki belli başlı niteliği dolayısıyla, bir kara para aklama yolu olarak işlerlik kazanabileceğine dikkat çekiyorlar. Vergi kaçıran da, kirli parasını dolaşıma sokmak isteyen de, kirli işlerini teknik takip nedeniyle olağan bankacılık işlemlerine üzerinden gerçekleştirmek istemeyenler de, sanal paraların en büyük destekçisi olacak ya da oldular da haberimiz yok. Haberimiz yok belki, çünkü sanal paranın kaydı, gerçel paranınki kadar ayrıntılı olarak tutulmuyor. Dolayısıyla, sanal paralar, dünya zenginleri için bir eğlencelik olmanın ötesinde, biraz da olsa gizli İsviçre hesapları ne için varsa onun için var kalıyor.

Çeşitli yorumcular, sermaye düzenindeki çalışmadan kazanma hırsının ya da hak ettiğinden çok daha fazla kazanma güdüsünün ekonomik sistemi birçok kez çökme noktasına getirdiğini anımsatıyorlar. Örneğin, Hollanda’da 17. yüzyılda lale soğanları, büyük spekülasyonların konusuydu; öyle ki, yurttaşlar, kazancı hızla arttıran lale soğanı piyasasına girebilmek için evlerini rehin koyuyorlardı. ABD’deki 2007-2008 mali bunalımı, temel olarak, borcunu ödeyemeyecek kadar düşük bir gelire sahip yurttaşlara ısrarla borçkonut satmaktan ileri geliyordu. Her bir üst düzey bankacı, sistemden kazanç sağlayıp bonuslarına bonus katarken, bu ödeyememezlik, sistemin domino taşı gibi bir devrilişini getiriyordu. Bu sistemin büzülme ve süzülmelerinde, ilkesel olarak, sistemin en altındakiler büyük kayıplar yaşarken, Marx’ın dikkat çektiği, sermayenin tekelleşme eğiliminin bir yansıması olarak, piyasadaki en büyük oyuncular servetlerine servet katıyorlar.

Sonuç

Yukarıda görüldüğü gibi, sanal paralar, kapitalizmin tarihindeki birçok patlayan balon örneğiyle benzerlikler taşıyor. Yine de, bu kadar çok ilgi görmesinin arkasında aydın ve eğitim düşmanlığı var. Kolay yoldan zengin olmanın yüceltildiği bir düzende herhalde başka türlüsü de beklenemezdi…

PAYLAŞ