SANATÇI İÇİN GÖÇ ETMEK BİR NEVİ İNTİHARDIR

HAZAL KARA

“Bazen insan yazamıyor… Bazen film çekemiyor… Nedenini de bilmiyor ama yaşıyor. Abbas Kiarostami de bütün bunları yaşamıştı ama hayal etmekten korkmadı ve yaşadıklarını şiirlerine döktü.”

Ali Rezvani Farsçadan Türkçeye çevirisini yaptığı, “Fars sanatını hakkıyla kristalleştiren” Abbas Kiarostami’ninRüzgar ve Yaprak adlı şiir kitabına bu cümlelerle başlıyor. Rezvani aynı zamanda Kiarostami’nin öğrencisi. Ayrıntıları en iyi kendisi anlatır diyerek sözü ona bırakıyoruz.

İran’ın İsfahan şehrinde dünyaya gelen Rezvani sinema üzerine çalışmaya lise yıllarında başlıyor, ardından 19 yaşında Tahran’a geçiyor. Tahran’da birçok sanatçıyla çalışma imkânı buluyor.Devlet üniversitelerini kazanmış olsa da inancından dolayı bu haktan yararlanamıyor ve özel eğitim merkezlerinde eğitim alıyor. 23 yaşında yirmi sanatçının portre filmlerini çekiyor. MasoudKimiai, Abbas Kiarostami gibi sanatçılar bu portreler arasında.Rezvani “Bu süreçte bir havuza düştük. O havuza hükümet bazen kırbaç vurdu bazen elektrik verdi” diyerekanlatıyor yaşadığı zorlukları. Oysa istedikleri insanca yaşama hakkı gibi temel bir hak. Sanatçı olarak yaşadığı bu zorlu süreçten kaynaklı da Türkiye’ye gelmeye karar veriyor.

Türkiye’ye 4 yıl önce geliyorRezvani ve Van’da yaşamaya başlıyor. “Sanatla uğraşmaya başlayınca bazı şeyler böyle olmamalı diyordum ama politikayla da uğraşmak istemiyordum çünkü benim işim sanatlaydı. Yine de düşünce ve inanç olarak farklıydım ve bu benim İran’da yaşamamı zorlaştırıyordu” diyor ve ekliyor:“Herkes kendi memleketinde işinin en iyisini yapar. Daha iyisini yapmak için Türkiye’ye gelmedim; çünkü İran’da iyi şeyler yapıyordum ve o zaman farkında değildim.Ama Kiarostami gibi önemli insanlarla yaşıyordum. İran’dan çıksam öleceğimi de biliyordum. Çünkü göç etmek bir nevi intihardır. Gerçekten buraya gelince öldüm. Mesela burada kimse beni tanımıyor ama İran’da İnkılap Caddesinde gezerken tanıdıkları için birileri bana selam veriyordu.”

“Oralı değilsin ama buralı da değilsin” diye tanımlıyor Türkiye’ye göç etme durumunu ve Türkiye vatandaşı olmadığı için iki kat dikkatli olması gerektiğini söylüyor.“Ölümden sonraki yaşamıma serbest bir hapishanede devam ediyorum. Gezebilirsin, hava alabilirsin ama şehirden çıkamazsın, hakkını alamazsın, izinsiz çalışamazsın… Ölü halimle bile yaşamaya devam ediyorum ve umudumu kesmiyorum. Çünkü hem toplum için hem de kendim için faydalı olmalıyım.”

Rezvani’ye Van’da neler yaptığını sorduğumuzda, Van halkının İran sinemasını sevdiğini, ancak aynı halkın sinema konusunda herhangi bir üretim içinde olmadığını söylüyor. Bu yüzden kendince bir şeyler yapmaya karar vermişRezvani. Ve Türkçe öğrenmekle başlamış işe. O sıralarda 50 çocuğa fotoğrafçılık eğitimi veriyor. Mesela 10 yaşındaki bir öğrencisi Rezvani’den öğrendiği ışığın tanımını gidip evde ailesine anlatıyormuş.

Rezvani’nin Van’da yaşayan mültecilerle de diyaloğu iyi.Bu durumuşöyle anlatıyor: “Dört yıldır burada yaşayan mülteciler var, ama dil bilmedikleri için kendi dertlerini anlatamıyorlar. Hasta olunca beni arayıp “Ali Bey eşim hasta oldu hastaneye gidelim mi’ diye soruyorlar.”Rezvani bu süreçte asla sinemayı bırakmıyor, çünkü “Her şeyi sinemayla kazandım ve yine aynı yolla kaybettim” diyor. İki yıl önce Altın Göl Ödülünü alıyor. Bu ödül onu hem gururlandırıyor hem de üzüyor.Nitekim 12 yıl sinema alanında emek verdiği İran ona aynı kıymeti göstermemiş. Bu durumu Kiarostami’nin“Bütün saygılar evimden uzakta” sözüyle açıklıyor. Yaptığı işlerin yanında, ekonomik desteğin olmaması sebebiyle Van’da sinema konusunda yapmak istediği birçok şeyi deyapamıyor. Rezvani böylesi bir durumda sinema için çalışmama müsaade etmezseniz edebiyat için çalışırım diyor ve oturup Kiarostami’nin şiir kitabını çevirmeye karar veriyor. “Kiarostami sinema sanatçısı olmadan önce edebiyat sanatçısıydı ve edebiyat içinde şiir onun için çok önemliydi” diyor.

Yarına dair ne gibi planlarının olduğunu sorduğumuzdaise şunları söylüyor: “Kendimi değiştirip geliştirsem yeter. Yapmam gereken çeviriler var. Bir senaryo hazırladım ve onu çekmek için sponsor arıyorum. Avrupa’ya gitme düşüncem de var. Eğer gidersem bu intiharın devamı olacak. Ama burada bir kök oluşturdum, o yüzden Avrupa’ya gitsem de Türkiye’ye geri dönerim. Çünkü İran’da 30 yılda öğreneceğim şeyleri burada 4 yılda öğrendim. Öğrendiklerim arasında en önemlisi gerçek özgürlük. Özgürlüğü dünyanın hiçbir noktasında bulamayacağımı öğrendim!”

Ayrıca bu dört yılda en çok mülteciler için bağırdığını söylüyor Rezvani. “Mültecilerin içinde çok fazla yetenek var ancak tek tek kayboluyorlar.Türkçe ‘su’ demeyibile bilmeyen mülteciler var. Ayrıca çalışma izni olmayan üç çocuklu bir ailenin nasıl geçineceğine de yeterli cevabı veremiyor yetkililer.”Rezvani’ye göre, mültecilere yardım eli uzatma konusunda medyaya yansıyan görüntüler ise bir gösteriden ibaret ve kalıcı çözüme ihtiyaç var: “Kalıcı çözüm o ülkede savaş çıkarmamak. Savaş konusunda kim suçlu bilmiyorum, ama sanatçı her zaman suçlu bunu biliyorum.”