Sennur Sezer şiirinde emek: Bir sözle kuruldu dünya…

Sezer’in şiirinin en güçlü yönlerinden biri, emekçinin yaşamını ve mücadelesini bütünlüğü içinde resmetmesidir. Bir sözle kurulmuştur dünya ve o söz dünyayı değiştirecek güçtedir; emek aynı zamanda başka bir dünyanın müjdecisidir.

1963 yılında Sosyal Adalet Dergisi’nde daha 20’sinde genç bir şair olan Sennur Sezer’in “Soyut” başlıklı bir şiiri yayınlanır:
Bir kadının mavide salınır ayaklarıve çocuğu doyurmaz oluverir ağlamak Açlık en bayat yemek sofralarınızdan ırakTarlalar başak başak borçlara sararırUzar büyük şehirler fabrikalar kurtulmak Fildişi kuleleriniz daha sarsılmadı mı bu ne denli uyumakBüyük yankı uyandıran bu şiir, Hüseyin Cöntürk ile Asım Bezirci arasında bir tartışmaya da yol açar. Cöntürk’e göre “şiirden çok enikonu bir makale” söz konusudur, “Borçlu çiftçilerden, açlıktan söz açmayıp da maviden, kadın ayaklarından söz açanlar” haşlanmaktadır.1 Bezirci’ye göre bu tespit doğru değildir; aksine, şairin kendisi “yoksul bir ananın tatlı düşleriyle acı gerçek arasındaki çelişik yaşantısını” belirtmektedir.2 Ancak Cöntürk çok kızmıştır Sennur Sezer’e: “Ben olsam Sezer yerine, borçlu çiftçilerin, açların şiirini kendim yazardım, başkaları yazmıyor diye kınamazdım… Ama söyleyeyim ki öyle konularda güzel şiirler yazmak çok güçtür”. Sezer, yüzünü kara çıkarır Cöntürk’ün. Hem bu konularda, hem de güzel şiirler yazar. Fildişi kulelerinde olanları sarsmaktan da geri durmaz hiç!Babası Devlet Demiryolları’nda çalıştırılırken işçi ücreti ödenirken memur sayılanlardan”dır; Fazla çalışmaya zorunlu ama örgütlenmesi yasaklı olanlardan”. 16 yaşında Taşkızak Tersanesi’nde ikmal ve muhasebe memuru olarak başlayan işçilik yaşamını, emekli oluncaya kadar düzeltmen ve yazar olarak sürdürür. Taşkızak Tersanesi işyeri sendikası için de koşturmuştur Sezer, Türkiye Yazarlar Sendikası için de. Eylem, grev ve direniş alanlarında işçilerle buluşan öyle çok fotoğrafı, bu alanlara öyle çok yakışan şiirleri vardır ki Sezer’in, Gıda-İş Sendikası’nın anısına bir Öykü-Şiir yarışması düzenlemesi tesadüf değildir. Örgütlenmesi yasaklı olanların şairidir Sennur Sezer; yasakları aşarak örgütlenenlerin şiirini yazar!…“Bir sözle kuruldu dünya / Hep o sözü aradım ve buldum: Emek” diye başlar, Hangi Kan şiiri. Sabah Türküsünde bir sabahın üç kapısı varsa göğe, biri emektir. İşte bu yüzden işçinin özellikle de kadın işçinin gündelik yaşamı, sorunları, özlemleri ve mücadelelerini şiirinin merkezine koyar Sennur Sezer; Çalışan bir kadının, bir kadın işçinin günlüğü sayılabilir şiirlerim” diyerek anlatır şiirini. Hadi benim gülüm uyanÖnce çayı koy ateşeÇaylanalımAllanalım, yollanalım fabrikanın yolunaBöyle başlar bir işçinin günü Sezer’in şiirinde. Aynı ağırlığı duyar omuzlarında hamallarSuya hasret topraklarda Nasırlı ellerin acısı eşitVe kerpetenler, tornavidalarEş avuçlarda sıkılır sekiz saat”4 Mesai biter, eve varılır, kadın işçinin ikinci mesaisi başlar… Ben gönülsüz çiçekleri severim Kolay yemekleri, bulgur, tarhana ve yumurta Durmadan değişen bir sofrada Yenilen tek yemek alın teri”5 Ve gün biter…Aceledir sevişmeler tek odalardaYarı giyinikliğinde kadınların Kaçış kaçıştırDönüşüverişinden çocukların”6

Sezer’in şiirinin en güçlü yönlerinden biri, emekçinin yaşamını ve mücadelesini bütünlüğü içinde resmetmesidir. Bir sözle kurulmuştur dünya ve o söz dünyayı değiştirecek güçtedir; emek aynı zamanda başka bir dünyanın müjdecisidir. Ancak emek ve emekçiler, hiçbir zaman soyut bir kategori değildir. Emekçinin gününü “sıcak bir çay” ile başlatır Sezer; sahiden de öyledir! İşte tam da bu yüzden tüm sıradanlığı ve tüm muhteşemliği ile ete kemiğe bürünür emek Sezer’in şiirinde…Emeğin yok sayılmasına, hor görülmesine ve yabancılaşmaya karşı bir başkaldırıdır Sezer’in şiiri. İmgesel zenginlik ve derinlik içinde yeniden var olur emek. Zeytin Türküsünde bir buruşuk zeytin tanesinde koca bir dünya serilir önümüze; Günaydında böğürtlen üzerinden anlatılır emeğin hikâyesi; işe giden kadın işçi, yalnızlığa sarar bebesini. Annem ve Kuşlar, içimizi ne çok acıtır; yokluk ve yoksulluğa dair ne çok şey söyler! Türkiye işçi sınıfı tarihinin izdüşümlerini taşır Sezer’in dizeleri. Osmanlı tarihine döner, tersane ve tramvay grevini anımsatır Sezer7, Türkiye işçi sınıfının kırdan kente, tarımdan sanayiye göçünün izini sürer8. Zonguldak’ta maden işçilerinin 1965 grevini anlatır2; yolu gurbete düşen işçiler de konuk olur dizelerine; grevdeki öncü bir işçi hedef alınıp işçinin yedi yaşındaki oğlu vurulduğunda zulmün tanığıdır Sezer10. Tam da vurulduğu yerde yeniden ayağa kalkar işçiler; Kemal Türkler’in son sözlerini tarihe Sennur Sezer not düşer11. İşçilerin örselenen sağlığını, iş cinayetlerini her daim işler şiirlerinde; “İzi Kalsın” kitabında fotoğrafların altına sıralanan dizeler, emekçilerin ve ülkenin yakın dönem tarihine şahitlik eder. Sezer’in şiiri emeğin tüm acılarını yüklenirken; umudunu ve direncini de söyler! 12 Haziran 1943’te doğmuştur Sennur Sezer; şiirleri umudun ve direncin izini sürer!

1 Hüseyin Contürk, 1963, “’Soyut’ Şiiri Üstüne Bir Tartışma”, Dost Dergisi, Ekim 1963.

2 Asım Bezirci, 1963, “Okudukça ‘Soyut’”, Dönem Dergisi, Aralık 1963.

3 “Günaydın” şiirinden.

4 “Dur ve Düşün” şiirinden.

5 “Aralıkta Bir Akşam” şiirinden.

6 “Gecekondu” şiirinden.

7 “Hangi Kan” şiirinden.

8 “Soyut” şiiri.

9 “Kara Türkü” şiirinden.

10 “Pazar Yerinde Bir Öğle Üstü” şiirinden.

11 “Kemal Türklerin Son Sözleridir” şiiri.

PAYLAŞ