Tagged with

EREN SARAN

EREN SARAN: AĞIZ TADIYLA İKİ LAHMACUN YİYEMEZ OLDUK!

“Hayatımın ilk yıllarını, annemin ve büyükannemin mutfağında, bu bilge kadınların girer girmez evrenin esasını oluşturan dört elementi; suyu, havayı, ateşi ve toprağı ustalıkla işleyen büyük simyacılara ve rahibelere dönüştüğünü gördüğüm mutfağın kutsal bölümünde, ateşin yanı başında geçirdim. Sanki yaptıkları bir hiçmiş, ateşin arıtıcı gücünden geçirerek dünyayı dönüştürmüyorlarmış, yememiz için hazırladıkları besinlerin saatlerce bedenimizde kalarak organizmamızı değiştirdiğini, canımızı, ruhumuzu beslediğini, bize kimlik, dil ve aidiyet kazandırdığını bilmiyorlarmış gibi alçakgönüllü bir tavırla bunu yapmaları çok şaşırtıcıydı.”[1]

Devamını Oku

EREN SARAN: ZARURİ BİR SINIF ‘KÜLTÜRÜ’: İŞÇİ SOFRASI

Yaşam biçimimizin en önemli parçalarından biri yeme alışkanlığımızdır. Bu parça hem toplumsal hem de bireysel olarak hayatımızı nasıl şekillendirdiğimizin, ekonomik anlamda nerede durduğumuzun da göstergelerinden biridir. Yemek kültürünün ve yeme alışkanlıklarının ilerleyişinde bizim için önemli olan yemek ve sınıf ilişkisi olacaktır. Tarih boyunca insanlar hangi sınıfın üyesiyse o sınıfın yiyeceklerine eğilim göstermiştir. Belki kraliyet sofralarında romantik bir yaklaşımla işçi sınıfının yemeklerinin revize edilmiş örneklerine rastlanabilir ama hiçbir işçinin sofrasında havyar, trüf mantarı veya akçaağaç şurubunda pişirilmiş etle karşılaşamazsınız. Sınıflar arasındaki keskin çelişkileri ölçebilmek için iki sınıfın aynı zaman dilimi içerisinde kurduğu sofralara bakmak yeterli olacaktır.

Devamını Oku