TEK GÖZ ODADAN 18. HÜCRE’YE

DENİZ EFLA

Büyümenin mahcup boyunlarında çocuklar boy veriyor sayfalar arasından. Gözleri ıraklara dalmış babaanneler ve anneler, karnındaki umudu ya da tan vaktini büyüten kadınlar ve akşama yorgun dönen babalar…

Bir eksik var evde, olanı ve yaşayanı çoğaltan biri, onun yokluğudan kalan boşluk doluyor tek odalı yoksulluğa. Gidenden kalan boşluğun derin sessziliği hüküm sürüyor. Herkes içten içe adını anıyor, içten içe özlüyor, içten içe arıyor gözleri ama kimse bunu karşıdakine ses etmiyor. O ki, herkesin yardımına koşan, herkese yetişen ve herkeste eksik olanı gidermek için çırpınan ve Kemal olan kişi, çocukların abisi, hamile kadının kocası, evin oğullarından ve torunlarında en büyük olanı…

Hayat akıp gidiyor, devam eden ve sezdirmeden geçen günler kendi meşrebinde yoğruluyor işte. Akşamın sofrasında bir araya gelen aile, günün yorgunluğuna yeni yoksulluklar ekleyerek bir daire oluşturup olanı biteni paylaşıyor. Ali Eşref Dervişyan, gündelik olanı yazmanın ustası sanki. Sıradan insanın kalbi atıyor onun yazdıklarında. Her gün gördüğümüz, tanık olduğumuz, birlikte yaşadığımız insanların hayatına mercek tutuyor Dervişyan, o sıradanlığı, o gündelik olan, o dili, o karmaşadan uzak olan tek odadaki hayatı inanılmaz bir ustalıkla bize aktarıyor.

Daha önce Abşûran adını verdiği kitapta öykülerini okumuştuk, Manos Kitap yayımlamıştı kitabı. Yine bir aile, bilindik yoksulluğu ve geçim derdinde büyüyen çocukların akla zarar hikayeleri derin bir sessizlikle örülmüş her şey.

Yakın zaman önce de 18. Hücre adını verdiği romanı Kor Kitap’tan yayımlandı. İranlı Charles Dickens olarak anılıyor Ali Eşref Dervişyan. İran Yazarlar Birliği’nde yıllarca örgütlü mücadele vermenin bütün ayrıntılarını biliyor. 2017 yılında hayata gözlerini kapayıncaya kadar da edebiyatın olanaklarıyla insanlara ulaşmaya ve onların hikayelerine bizleri tanık kılmakta ısrar etmiş. Haşim Hüsrevşahi çevirmiş 18. Hücre’yi. Farsça aslından çevrilen kitap Şah rejiminde hapislere, sürgünlere, işkencelere ve sansüre maruz kalmış yazarın yaşadıklarına bir yanıt olarak da okunabilir elbette.

Ahmed üzgündür eve döndüğünde çünkü dayak yemiş ve tepside satmak için oradan oraya gidip geldiği şekerlerini bir çocuk avuçladığı gibi kaçmıştır. Küçük kardeş Said her zamanki haşarılığı ile eve dönmüş, çamurlu ayaklarını saklayarak bir köşeye sinmenin ya da hane halkından kaçmanın peşindedir.

Evin annesi ve Ahmed’in küçük kız kardeşi Fatime fena yorgundurlar çünkü temizliğe gittikleri evde insafsız bir gün geçirmişlerdir yine. Tuvalet ve mutfak temizliği uzun sürmüş, çamaşırlar yıkanmakla bitmemiş yorgunluk uzun ve tanıdıktır. Ama gelirken kardeşine bir civciv almıştır, Said sevinsin diye ona getirmiştir Fatime…

Babaanne bir köşede namazında, güne ve akşama, sofraya ve çocuklara, gidene ve gelmeyene dair kendince iyi cümleler kurmakta, deyimler ve ata sözleriyle, dualar ve yakınmalarla tespihini çekmektedir.

Baba hallaçtır. Dededen babadan kalma mesleği artık para etmemekte, makineler onun işini gördüğü için gün boyu sokaklarda dolaşıp akşam eve eli boş dönmektedir. Arada bir iş çıkarsa ne ala, ama geneli bozuk düzenin bozuk gidişidir.

Nergis’e gelince bilindiği üzere hamiledir ve evin ekonomisi için elbette çalışıp çabalamakta, kendince emeğini ortaya koymakta ve alnının teriyle bir şeyleri teğellemektedir.

Bunca nüfusun çalışıp çabaladığı evden bir gün olsun eksilmeyen yoksulluk elbette baş köşede varlığını devam ettirmekte, sofranın baş köşesine kurulmakta, giyim kuşamdan söz etmenin, yeni bir esvap ya da ayakkabının adı anılması ise imkan dahilinde değildir. Bir boşluk vardır ve Nergis tek odalı evin köşesine çekilip dikiş diktiğinde de varlığı hissedilen bir boşluktur bu. Ahmed sorar, neden sormasın, “Anne, Kemal abim dönecek mi? Sahi, tekrar sinemaya gidecek miyiz?”

Hane halkı ve mahalle eşrafı için elini taşın altına koyan kişidir Kemal; çocuklar için oyundur, kitaptır, sinemadır. Bir güzel gelecek zamanın kalbinde çağladığı ve o coşkuyu bütün memleket yaşasın için bir zamandır kayıptır Kemal. Bir sabah evden çıkmış ve umudun akrabası olarak yarına komşu olmuştur. Şah zamanında özgürlük ve demokrasi için, faşizme karşı gelmek için canını siper eden sayısız Kemal’den biridir sadece. Yakın zaman önce gönderdiğ mektuptan başka ne bir haber almıştır kimse ondan, ne de gören olmuştur.

Bir göz odada, kiradaki hayatlarını sürdürmeye çalışan ailenin yaşadıklarıdır 18. Hücre. Yaşama telaşıdır bir anlamıyla, hayatta kalma mücadelesidir. Başka bir dünya varsa o da temizliğe gittikleri evlerdeki gösterişli mobilyalar ve ağzına kadar dolu kilerdir. Ama kendi hayatını çevirmekle meşguldür kahramanlarımız. Biri ötekinden daha önde değil; Dervişyan bir kahraman üzerine kurmaktansa kurguda neredeyse eşit davranır kişilere. Çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar bir araya gelip toplamı oluşturur 18. Hücre’de.

Ama devlet öc almak için bir neden kollar, tek adamın varlık nedeni ülkenin varlık nedenidir ve Şah devrilirse ülkenin elden gideceğine inanmaları istenmektedir İran halkından. Şah’a verilen adlardan biri de “Alahazret” olup, onun kaftanı üzerine yemin edilir ki, o kaftan üzerine edilen yeminlerin diğer kutsallara nazaran daha bir geçerli olduğu zamanlardır. Ve elbette Alahazret’lerinin polisi tek odalı evi basar ve yaşına, cinsiyetine bakmaksızın herkese göz bağı takıp bilmediğimiz bir yerin 18. Hücre’sinde sorguya götürmek üzere yola çıkar.

Orada geçen zamanın ayrıntılarını çocukların, babanın ve annenenin, hamile nergisin ve tespihini sorguculara vermeyip elinde tutan Babaanne’nin yaşadıklarıdır okuduğumuz roman. Hücre kapısındaki delikten çocukların gördükleri üzerine alçakça yükselen bir bilindik zamandır Şah rejimi. Onun polisleri, gardiyanları ve işkencecileri nasıl zulüm etmiştir, tek adamın varlığı ve sultasının devam için daha ne kadar acımasız olmaları gerekmektedir? Romanın bu izlek üzerine kurulduğunu iddia edemeyiz ama işte bir aile aylardır orada, hücrede ve işkenceli sorgudadır. Kemal’i arayan devlet onu bulamayınca, çoluk çocuk bütün aileyi gözaltına almış, sorgulamak ve gerektiğinde ayakları parçalanıncaya kadar zulm etmekten de geri durmamıştır.

Kimsenin umurunda değildir insan onuru, nihayetinde İran bütün dünya ülkelerinin kıskandığı bir ülkedir, nihayetinde başka ülkeler İran’ın yıkılması ve parçalanması için sinsi planlar yapmakta, Şah’ın devrilmesi durumunda kimsenin bir geleceği ve güvencesi olmayacağına dair korku salınmaktadır.

Bir odanın içinden bir hücrenin karanlığına tanık kılmaktadır Ali Eşref Dervişyan bizi. 18. Hücre’de olup bitenler bir dönemin acımasız karanlığına dair ayrıntılar toplamıdır. Evin kapısından hücrenin kapısına tek göz hayatı aktaran romanın kurgusu ne olursa olsun yazmakta ısrar eden, yazının onurunu savunan bir yazarın boyun eğmemekte ve emekten yana olmaktaki bilinçli tercihidir.

Karanlık elbet şafağa döner, Nergis’ten dünyaya bir gün ışığı saçılır elbet. Kemal’in akıbeti, Büyükanne’nin çocuklara sabırla anlattığı masallar boyu sürüp gitmektedir. 18. Hücre romanı yakın zamana ve şimdiye dair sorduğumuz sorulara evrensel yanıtlar vermemiz için bir gerekçedir, evet.

Direnenlerin ve yüzü güneşe dönük yaşayanların sıradan hikayesini 18. Hücre’de bir araya getirmiş Dervişyan. Ne bir fiyaka, ne çığlık tünelleri, ne de salya sümük ağlayan insanlar var sayfalar arasında. Tan vakti umudun kapısını aralayanların hikayesidir anlatılan. Herkesin kendi kahramanı olduğu büyük bir ütopyanın şiirsel bir tarihi saklı bu kurguda. Tarihin bir aralığında varlığı ve kaftanı için yeminlerin kutsal olduğu bir adamın kaçmak zorunda kaldığı ülkesinde olup bitenlere dair küçücük bir ailenin yaşamak zorunda bırakıldığı acıların sıradan hikayesidir.