TİCARETHANE DEĞİL TİYATROYUZ

KEMAL AYDOĞAN

İçinde bulunduğumuz yılın mart ayıyla birlikte etkisini hissettiğimiz, tüm dünyada benzer süreçler yaşanmasına sebep olan korona virüsü salgını yaşamın tüm alanını olumsuz yönde etkiledi. Emekçiler, yoksullar, küçük esnaf için kâbus gibi bir dönem başladı. Üzerinden 5 ay geçmiş olmasına rağmen etkisi hâlâ devam eden bu süreç tiyatro sanatını ve tiyatrodan geçinen onlarca emekçiyi, oyuncuyu, tasarımcıyı, yönetmeni de olumsuz etkiledi.

Dünyanın değişik ülkelerinde sanat kurumları ve kuruluşlarının destek paketleriyle ayakta kalmaları sağlandı. 2021 yılının ilk aylarına kadar bu desteklerin süreceğini de bildirdiler. Peki Türkiye’de durum nasıl gelişti. Kısa bir tarihçe verelim tiyatro alanından.

Dünyada çeşitli ülkede etkili olmaya başlayan salgının Türkiye’de görülmesi resmi kanallar tarafından Mart ayında açıklandı. Bunun üzerine henüz yetkililer tarafından ne gibi önlemler alınacağı bilgisi verilmemişken 10 Mart civarı İBŞT oyunlarını iptal ettiğini duyurdu. Bu özel tiyatrolar için büyük bir darbe oldu. Çünkü gösterimdeki oyunların biletleri satılmıştı ve programları devam ediyordu. Sağlık Bakanlığı ya da herhangi bir devlet kurumundan herhangi bir uyarı da yoktu. İBŞT’nin tek başına başka tiyatrolarla koordine olmadan aldığı bu karar seyirci üzerinde panik etkisi yarattı. Zorlu o günlerde hemen, 12 Mart’ta (tarihlerde küçük hatalar olabilir), PSM’yi kapattığını duyurdu. Bu haberin üzerine seyirciler özel tiyatrolar üzerindeki baskıyı arttırdı. Mesela Moda Sahnesi 13 Mart’ta son bir kez oyunun oynadı -ki seyircinin %90’ı gelmişti- ve perdelerini kapattı. Mart’ın devam edecek oyunlarını ve Nisan’ın tün programını iptal ettik. Mayıs ayında belki devam ederiz diye bir beklentimiz vardı önce. Anladık ki bu da bir hayalmiş. Biletlerin %80’inini iade ettik. Seyircilerimizden bir kısmı biletlerini iptal etmek yerine önümüzdeki sezon kullanmak üzere iade almadı. Sırası gelmişken hemen belirteyim Aynı süreçte Belçika hükümeti seyircilere tiyatroların bilet iadesi yapmayacağını duyurdu. Bu açıklamayı ve yaptırımı devlet üstlendi tiyatrolar adına. Tiyatroları seyirciye yalvartmadı. Yasal bir hak olarak tanıdı tiyatrolara bu iade işlemi yapılmamasını. Böylece iade işleminin doğuracağı ekonomik sarsıntıdan tiyatroları korudu. Onun için Belçika’da gösteri sanatları “altın çağını” yaşıyor. Belçikalı toplulukları ağzımız açık izlememizin sebebi devletin tiyatro, dans, performans sanatının yanında aldığı destekleyici tavırdır, hem de çok hızlı bir biçimde alınmış destek tavrıdır bu.

Tiyatrolar kapanır kapanmaz bazı tiyatro örgütleri -Tiyatro Kooperatifi, Kadıköy Tiyatroları Platformu, Oyuncular Sendikası vb- Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerine kadar bir dizi toplantı yaptı. Tiyatroları ilgilendiren çok önemli sonuçlar elde edilemedi bu toplantılardan. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri ile yapılan görüşmeler sonucunda “özel tiyatrolara devlet desteği” yönetmeliğinde bir iki ufak değişiklikle, dijital kütüphane adında bir projenin hayata geçirilmesi sağlandı. Dijital kütüphane projesi, tiyatroların bakanlığın ‘sanat cepte’ uygulamasında 5 yıl boyunca yayınlaması için oyunlarının dijital kaydını vermesini içeriyor. Bunun karşılığında da Kültür ve Turizm Bakanlığı tiyatrolara -KDV’si içinde- 15 ile 25 bin TL arasında değişen ücretler ödeyecek. Ağustos 2020 itibariyle ödenen bir kuruş yok.

Bakanlık ve belediyelerden vaatten başka bir şey bulamayan tiyatrolar 2 Mayıs 2020 itibariyle bir imza kampanyası başlattı; “Tiyatromuz Yaşasın” olarak adını koydukları bu kampanya yoğun bir gündem oluşturdu. 35 bine yakın imzanın toplandığı kampanyanın taleplerini nelerdi, anımsayalım:

  1. Kamusal Tiyatrolar KDV, Gelir Vergisi, stopaj gibi vergilerden muaf tutulmalı, mevcut borçlarla ilgili düzenlemeler yapılmalıdır.
  2. Elektrik, doğalgaz, su gibi faturalar 2021 Ocak ayına kadar dondurulmalıdır. Sonrası için de indirim uygulanabilecek bir düzenleme yapılmalıdır.
  3. 2021 Ocak ayına kadar kamusal tiyatroların salon kiraları devlet tarafından karşılanmalıdır.
  4. Kamusal tiyatrolarda çalışan personellerin maaşları ve SGK primleri 2021 Ocak ayına kadar devlet tarafından ödenmelidir, prim borçları ile ilgili düzenlemeler yapılmalıdır.
  5. Tiyatro sezonu sağlıklı biçimde başlayana dek, bildirinin başında ünvanlarıyla andığımız tüm tiyatro emekçilerinin asgari yaşamsal koşulları bireysel maddi desteklerle sağlanmalıdır.
  6. Zaman kaybetmeden tiyatro yasası çıkarılmalıdır. Kamusal tiyatrolar ticarethane kimliğinden kurtarılıp kamusal hizmet üreten sanat kurumu statüsüne geçirilmelidir.
  7. Kültür Bakanlığı tarafından ÖZEL TİYATROLARA DEVLET DESTEĞİ olarak tanımlanan yönetmeliğin hüküm ve şartları günün ihtiyaçlarına uygun olarak acilen yeniden düzenlenmelidir.

Tiyatroların hayatta kalabilmesi için bu taleplerin gerçekleşmesi şarttı. Ancak hiçbiri gerçekleşmedi. Hatta bakanlık bir süre sonra yapacağım dediği şeyleri bile yapmadı. Mesela her yıl başvurulan “özel tiyatrolara devlet desteği” için bu yıl tiyatrolardan vergi, SGK borcu alınmayacağına dair söz verildi. Ancak temmuz ayı gelip başvurular yapılacakken vergi, SGK borcu olmamasının şartlar arasında aranacağını tersinin mümkün olmadığı bilgisi ile karşılaştık. Bu da büyük bir darbe demektir tiyatrolara. Bakanlık yetkililerine bunun ölümcül sonuçları olacağını bildirmemize rağmen en ufak bir gelişme kaydedemedik.

Haziran ayından itibaren “yeni normal dönem” başladı. Bakanlık krizin bittiğini düşünürken tiyatrolar yükümlülüklerin tüm ağırlığıyla omuzlarına yüklendiğini söyledi ama seslerini duyuramadı. Çünkü hiç gelir elde etmeden, hiç destek almadan üç ay geçirmiştiler; ama Temmuz’da, sezonun bittiği tarihte, salonlarını açabileceklerini ve faaliyetlerine devam edebileceğini vaaz ediyordu yetkililer. “Olmaz, bu bizim ölüm fermanımızı imzalamak” dediysek de kimseye yine dinletemedik. Bunun üzerine Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi 11 Temmuz günü tüm Türkiye’de seçtikleri bir tiyatro salonunun önünde hazırladıkları bildiriyi okudu. 2 Mayıs’ta başlatılan imza kampanyasında duyurulan talepleri tekrar ederek tiyatroların hayatta kalması için bu taleplerin acilen yerine getirmesi gerektiğini dile getirildi. Bir sonuç çıktı mı? Çıkmadı tabi.

Son olarak Kurban Bayramı öncesi devlet tarafından vergilerle ilgili önemli bir adım atıldı. Turizm sektörü de dahil bazı sektörler için KDV’de düzenleme yapıldı. %18’lik oran %8’e, %8’lik oran %1’e indirildi; bu rakamların yıl sonuna kadar geçerli olduğu duyuruldu. Bu indirim tiyatrolar için önemli bir gelişmeydi ancak sezon açılmazsa verilen süre nedeniyle çok da işine yaramayacak gibi duruyor. Bu indirimin tiyatrolar için en az 3 yılı kapsaması gerekiyor. Tiyatrolar ancak bu koşullarda kendini toplamayı başarabilir. Verilen sürenin kısalığı nedeniyle bu indirimin turizm sektörü merkezli uygulandığına dair bir izlenim edindiğimizi söylemeliyim. Tiyatroyu düşünmüş olsalardı en azından önümüzdeki sezonun bitimine kadar bu indirimi geçerli kılarlardı. Tiyatro turizmin yanına “garnitür” olsun diye konulmuş gibi duruyor ne yazık ki.

Temmuz ayında tiyatrolar önemli bir etkinlik göstermedi, kapalı salonlar hiç açılamadı. Açık hava etkinlikleri de daha çok Ağustos ve Eylül ayında yapılmak üzere planlanıyor.

Tiyatroların büyük çoğunluğunun perdelerini açmamasının üzerinden geçen süre 15 Ağustos itibariyle 5 ay olacak. Bu süre zarfında kendileri hiç gelir elde etmedikleri gibi merkezi ya da yerel yönetimlerden de en ufak bir destek almadılar. Yaşananlar çıkan sonuçların başında devlet ve yerel yönetimlerin tiyatrolarla ne yapacaklarını bilmedikleri çıkıyor. Bir başka sonuç da tiyatroların tiyatro yapma koşulları üzerine çok fazla kafa yormadığı, devleti, yerel yönetimleri “kamusal” bir tiyatro paradigması edinmeye ikna etmek için gerekli düşünsel donanıma sahip olmadıklarının ortaya çıkmasıdır. Umut ediyoruz ki bundan sonra bu koşulları sağlamanın yaşamsal olduğunu tüm tiyatroyla uğraşanlar anlamıştır. Türkiye’de tiyatrolara hiçbir desteğin sunulmayacağını anladık. Bu pandemi dönemi en azından kendi gerçekliğimizi idrak etmek gerektiği konusunda pozitif katkıları oldu diye düşünüyorum.

Salgının ikinci dalgasının gelmeye başladığına dair haberler çoğalıyor. Umarım en az can kaybıyla atlatır bu dönem hem Türkiye’de hem de tüm dünyada. Özgür, eşit, kimsenin kimseye muhtaç olmadığı, şiddetsiz bir dünyaya geçiş eşiğindeyizdir umarım. En kısa zamanda böyle bir dünyada yaşamak dileğiyle.