Tiyatro sporunun DTCF’de başlayan serüveni: KHK’lar ve kahkahalar

Her şey 2000 yılının sonbaharında, yeni bir yüzyıl başlarken, ortalık milenyum diye inlerken, Tülin Sağlam ve Kadir Çevik yönetiminde yürütülen Yaratıcı Drama dersinde başladı. Gösteri bittiğinde bir kısmımız için artık hayat eskisi gibi değildi. Hatamızla, başarımızla, günahımızla, sevabımızla bütün olduğumuz bu gösteriden sonra artık ülke tiyatrosu da eskisi gibi olmayacaktı.

KORAY TARHAN

koraytarhan_1Bu yazı can acısıyla, hızlı yazılmış eksik bir yazı; DTCF Tiyatro Bölümü öğretim üyelerinin toplu ihracının yarattığı etkilerden sadece bir boyutunun hatırlanması, göz önüne koyulması, tarihin affetmeyeceğine inandığımız davalarından birinin tutanaklarına geçmesi için yazılmış bir evrak olma niyetinde. Bunun yanında geç büyüyüp, erken yaşlandığımız bu coğrafyada, tiyatral bir serüvenin ardında bıraktığı izler ve ulaştığı menzillerin tespiti, erken yazılmış bir hatırat olmak yolunda.

Mevzu son yirmi yılın ülke tiyatrosu ve eğlence kültürünün orta yerinde yepyeni ama bir o kadar da kadim kültürel kökleri olan bir gösteri biçimi; Doğaçlama Tiyatronun (İmpro) Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü’nde başlayan serüveni. KHK’ların sefil iktidarına inat, kahkahanın hükmünü anlatmak niyetindeyiz. Her şey 2000 yılının sonbaharında, yeni bir yüzyıl başlarken, ortalık milenyum diye inlerken, Tülin Sağlam ve Kadir Çevik yönetiminde yürütülen Yaratıcı Drama dersinde başladı. Farklı sınıflardan yaklaşık otuz öğrenci. Kanatlı kapısı zor kapanan, bir tarafı aynalı ve barlı (dansçıların kullandığı bardan canım, hiç heveslenme), bir tarafı faşist kantin manzaralı, alçak tavanlı, kıymıklı parkeli o meşhur stüdyoda ne yaptıklarının farkında olmadan oyun oynayan eşşek kadar çocuklar. Öğretmenlerinin gözetiminde çocuk oyunu oynayan kaygılı çocuklardan biri şu soruyu sordu; “Hocam, vize sınavı nasıl olacak?” Bu soruya Berlin’de Oyun ve Tiyatro Pedagojisi doktorasını taze bitirip gelmiş Kadir Çevik’in, piposunun dumanına karışan kahkahasıyla verdiği cevap şuydu; “Theater Sport yapacaksınız, seyirci karşısında doğaçlamalar yapacaksınız, hahahaha…”

Rollerini mükemmelen çıkartmak için gecesini gündüzüne katan Oyunculuk öğrencileri, teoriden boynu tutulmuş Kuram öğrencileri ve dramatik olanın peşinde Mecnun’a dönmüş Yazarlık öğrencilerinden mürekkep curcunalı kadro, ülkedeki ilk Doğaçlama Tiyatro gösterisini işte o stüdyoda Sevda Şener’in ve bilumum tiyatro hocaları ve öğrencilerinin nezaretinde gerçekleştirdi. Gösteri bittiğinde bir kısmımız için artık hayat eskisi gibi değildi. Hatamızla, başarımızla, günahımızla, sevabımızla bütün olduğumuz bu gösteriden sonra artık ülke tiyatrosu da eskisi gibi olmayacaktı.

2. dönem yani 2001 yılının baharında, Ankara Numune Hastanesi‘nde yoğun bakım hastaları ve doktorları için gerçekleştirdiğimiz Tiyatro Sporu gösterisiyle Doğaçlama Tiyatro burnunu okul dışına çıkartmış oldu. Bugün bile faaliyet gösteren birçok doğaçlama topluluğu eğitim ve rehabilitasyon alanında çalışmalar yürütmekte. Bu deneyimi yaşamış ve tutku haline getirmiş olanlarımız hocalarımızı rahat bırakmadık, bahçede, odalarında sıkıştırıp konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmeye çalıştık. Nihayet, 2001 yılının yaz aylarında doğaçlama, oyunculuk, beden çalışmaları içeren iki aylık bir kamp sonunda Türkiye’nin ilk profesyonel doğaçlama topluluğu ARTniyet’in temelleri atılmış oldu.

ARTniyet topluluğu okul dışında kırmızı renkli öğrenci sigarası fiyatına biletlerini sattığı gösterilerine Tenedos Kafe’de başladı. Zeynep Özyurt, Koray Tarhan, Murat Cankara, Gül Ebru Turna, Sevda Çevik ve Yiğit Arı’dan oluşan ARTniyet kadrosunun Kadir Çevik’in moderatörlüğünde gerçekleştirdiği Tiyatro Sporu gösterileri kısa sürede yoğun ilgiyle karşılaştı. Kadroda gerçekleşen bazı değişiklikler ve ARTniyet isminin İstanbul’da bir sanat oluşumu tarafından kullanılması sebebiyle topluluk, ismini Mahşer-i Cümbüş olarak değiştirerek yoluna devam etti.

Mahşer-i Cümbüş ilk festival deneyimini Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde yaşadı. İlki korkunç bir fiyasko, diğeri akıl almaz derecede büyülü iki gösteri gerçekleştirildi. Oyunların sonrasında yapılan değerlendirme toplantısında salondakiler yaptığımız işi yerden yere vuranlarla, yere göğe koyamayanlar arasında ikiye bölündü. Doğaçlama Tiyatro deneyimi tiyatroya dair ezberlerin dibini kazdığı için herkes tedirgindi. Hatta salonda bulunan duayenlerden biri “Tiyatro gibi kutsal bir şeyle, spor gibi aşağılık bir şeyi nasıl yan yana getirebilirsiniz?” derken, bir tiyatro dergisi editörü “Bu bahsettiğiniz Keith Johnstone, Viola Spolin gibi isimleri ben duymadım acaba böyle insanlar yoklar mı?” gibi soru ve ifadelerle bizi çiğ çiğ yerken “Doğaçlama sanat değildir” gibisinden bir sonuca varılacaktı ki salondaki Fransız ekip söz aldığında şuna benzer bir cümle ile ihtiyacımız olan şefkati hissettirdi: “Tiyatro her şeyden emin yaşlı ve deneyimli sanatçıların öngörüleriyle değil, risk alan ve çuvallamak pahasına avangart işler peşinde koşan genç sanatçılar sayesinde ileri gider. Bu süreçte avangart sanatçı kendisinden öncekileri omuzlarında bir toz birikintisi gibi silkeleyerek yollarına devam etmelidir. Doğaçlama sadece hazırlık için kullanılan bir yöntem değil, kolektif bir sanattır.” Türkçede hiç yazılı kaynak olmayan Doğaçlama Tiyatro disiplini de böylelikle ülke tiyatro ortamının ortasına düşmüş oldu. Düşerken biz de biraz hırpalanmıştık. Ayağa kalktık, üstümüzü başımızı silkeleyip yola revan olduk.

Ankara hayallerimize dar gelince 2003 yılının Ağustos ayında İstanbul gurbetine çıktık. Sefalet günlerinde, sokaklarda, barlarda, kafelerde, sahnelerde gösteriler gerçekleştirip sahne kiralarından artan paralarla makarna bölüşerek, televizyonun kucağında büyümüzü kaybedeceğimiz güne kadar birbirimize sıkı sıkı sarıldık. Sonra 2006 yılında yollar ayrıldı. Bu süreçte Kocaeli şehrinde bir şeyler oluyordu. 2005 yılında aynı bölümden mezun olduğumuz Şebnem Telci ve Gülabi Turan’ın kurdukları Oyun İstasyonu isimli topluluk Karşılamalar isimli doğaçlama gösterilerine başladı. Burada başlayan pratiğin devamında şehirde birbiri ardına kurulan doğaçlama tiyatro gruplarıyla birlikte bugün Kocaeli, İstanbul’dan sonra en yoğun Doğaçlama Tiyatro pratiğinin yapıldığı şehir olma özelliğini kazandı. 2007 yılında Ankara’da yine Kadir Çevik’in de içinde olduğu Nalan Erkovan, Cengiz Uzun, Özge Yıldırım, Cengiz Çelik ve Ziver Armağan Açıl gibi DTCF mezunlarını barındıran Bunlar Onlar isimli topluluk arzı endam etti. Bugün Ankara’da da birçok doğaçlama tiyatro topluluğundan bahsedebiliyoruz. Aynı yıl Ankara’da kurulan Oyun Ve Tiyatro Akademisi Derneği doğaçlama tiyatroyu üniversite dışında akademik olarak ele alan önemli bir kurum olarak hâlâ faaliyetlerine devam etmekte.

2007 yılında İstanbul’da Zeynep Özyurt, Burak Tamdoğan, Erkan Uyanıksoy ve Koray Tarhan gibi DTCF Tiyatro mezunlarının içinde olduğu İstanbulimpro ekibi kuruldu. Ekip kısa sürede Türkiye’nin Doğaçlama Tiyatro alanında yurtdışındaki yüzü haline geldi. Müzikal doğaçlamalar, geleneksel formların doğaçlamada kullanımı ve disiplinlerarası birçok çalışmaya imza atan ekip Amsterdam, Berlin, Chicago, Portland, Pekin, San Francisco, Viyana, Heemskerk, Ljubljana gibi şehirlerde düzenlenen impro festivalleri ve konferanslarda Türkiye’yi temsil etti. İstanbulimpro‘nun geleneksel formlardan ilhamla ürettiği doğaçlama oyun ve egzersizlerin birçok ülkenin doğaçlama sanatçıları tarafından kullanılmakta olduğunu biliyoruz. İstanbulimpro ayrıca buralarda edindiği deneyimler sonucunda 2012 yılından bu yana İstanbul Uluslararası Doğaçlama Tiyatro Festivali’nin organizasyonunu yürüterek ülkenin doğaçlama oyuncularını ve seyircilerini dünyanın dört bir yanından doğaçlama sanatçılarıyla buluşturmaya devam ediyor.

Günümüze geldiğimizde Ankara, İstanbul, Kocaeli’den sonra İzmir, Eskişehir, Çanakkale, Kütahya, Mersin, Antalya ve daha birçok şehirde onlarca doğaçlama tiyatro grubu faaliyetlerini sürdürmekte. Bunlara ek olarak İstanbulimpro ve kayyım tarafından kapatılan Diyarbakır Şehir Tiyatrosu (DBŞT) arasındaki işbirliği sonucu 2015 yılında ülkede ilk defa bir Kürtçe Doğaçlama Tiyatro grubu kuruldu.

Yıllar önce ülke eğlence kültüründen dışlanan doğaçlama pratiği, on yedi yıldan bu yana sahnede ve ekranda boy gösteriyor. Kültürel kodlarımızda uyuyan Ortaoyunu, Meddah, Âşık geleneklerinin, Köyseyirlik oyunların doğaçlama ruhu artık dirildi. Muhafazakârların “Ah nerede o eski Ramazan ayları” diyerek hatırladıkları ve tatsız tv çerezi olarak kullandıkları geleneksel formlar, kurulduğu günden bu yana DTCF Tiyatro Bölümü’nün tiyatro üzerine ülke genelinde yürüttüğü kuramsal çalışmaların ana damarlarından birini oluşturmakta. Başta Metin And olmak üzere, birçok akademisyenin geleneksel tiyatromuz üzerine gerçekleştirdikleri, Nurhan Karadağ’ın Ankara Deneme Sahnesi’nde yürüttüğü çalışmaları şöyle bir hatırlamak bile yeterli. Tülin Sağlam’ın “Eğitimde Drama ve Türk Çocuklarının Ritüel Nitelikli Oyunlarının Eğitimde Dramada Kullanımı” başlıklı doktora tezi vardır ki neden bugüne kadar kitap haline gelmemiştir bilinmez.

DTCF Tiyatro Bölümü’nde başlayan bu sürecin kazanımlarına baktığımızda neler görüyoruz? İlk olarak ülke tiyatro ortamı tartışmalı da olsa yepyeni bir disiplin ve kendine özgü bir seyirci profili kazandı. Tiyatral bir form gençliğin eğlence kültürünün içinde serpildi. Artık ciddi sayıda genç zamanlarını doğaçlama tiyatro çalışarak, yeni ekipler kurma ve çuvallama cesareti göstererek geçiriyorlar. Bunun gençler üzerindeki yaratıcı etkilerini zaman göstermeye başladı bile. Bunların yanında, her ne kadar ‘piyasanın talep ve tahriflerine uğramış’ olsa da, televizyon sektöründe birçok doğaçlama program ortaya çıktı, hem ekranda yeni bir akım hem de istihdam olanağı yarattı, yeni oyuncuların keşfini sağladı. Doğaçlama tiyatro pratiğinin içinde yer alan gençler internet videoları, kısa filmler üretti. Doğaçlama eğitimi üzerine eğilen sanatçılar tarafından sosyal çalışmalar, eğitim programları tasarlandı, uygulandı. Afet sonralarında, ihtiyaç anlarında, politik ve sanatsal dayanışma organizasyonlarında, festival açılışlarında gösteriler ve eğitimler düzenlendi. Kurumsal eğitim alanında yenilikçi yaklaşımlar; tıp, psikoloji, eğitim, dil, mühendislik, tasarım, spor gibi alanlarda çalışmalar yürütenler ve doğaçlama sanatçıları arasında işbirlikleri gerçekleşti. Bu toprakların ürettiği geleneksel sanat formları dünyanın çeşitli ülkelerinden sanatçıların literatürüne girdi, uluslararası organizasyonlarla küresel deneyimler gerçekleşti, disiplinin ülkedeki gelişimine katkı sağlandı.

Gülmek devrimci bir eylemse kahkaha devrimin neresinde durur? Geçici olduğu söylenen hallerde hukuksuz uygulamaları seçen muktedirler mi tarihi oluşturur yoksa geleceği şimdide emekle inşa edenler mi? Seksenlerde KHK’lar “on iki eylül öncesine döneriz ha!” diyerek geçmiş korkusuyla gerekçelendirilirdi, şimdi “başkanlık olmazsa neler olur?” diyerek bir gelecek kaygısı üzerinden gerekçelendiriliyor. On iki eylül darbesi hafızamızın müzesinde hangi bölümde yer alıyorsa, bu KHK’ları düzenleyenler de aynı yerde yerlerini alacaktır. Kahkahalarımız KHK’larınızdan güçlüdür beyler.