UĞUR ÖZCAN *: TAHRİBAD-I İSYAN VE GAZAPİZM: TÜRKÇE RAP’TE GETTO KÜLTÜRÜ

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı’da simgesel bir muhalefet olarak birçok altkültür ortaya çıktı ve gelişti. Punklar, Dazlaklar ya da başka birçok etkili muhalif grup kendilerini aykırı bir görüntü, meydan okuyan bir üslup, yerleşik düzene karşıt simgelerle örülmüş bir gösteri olarak sundu. Çoğunlukla işçi ve göçmen mahallelerinde ortaya çıkan bu altkültürler kendilerini yerleşik düzenle çatışan bir görüntüye dönüştürmeye çalıştılar ve egemen kültürün dilini simgesel bir biçimde bozdular. Egemen kültürün simgelerine aykırı anlamlar yüklemeyi denediler.[1] Rap müzik de bu süreç içerisinde, gettoda muhalif bir altkültür olarak ortaya çıktı ve yayıldı.

Getto kavramı kentin periferisinde kalan ve belirli bir kültürel kimliğe has yerleşim yeriyle ifade edilse de günümüz için kent merkezlerinde, işçi sınıfının çoğunlukta olduğu ya da marjinal çalışma biçimleriyle hayatta kalma mücadelesini sürdüren ve çoğunlukla belirli kültürel özellikler gösteren yerleşim bölgeleri için kullanılmaktadır. Gettolarda yaşayanların politik süreçlerden dışlanması ve yoksulluğa terk edilmeleri, özellikle Türkiye için 1980 askeri darbesiyle sosyalist hareketin toplumsal alandan şedit biçimde tasfiyesi ile bağlantılı olarak, gettolar kendi kültürel kimlikleri etrafında politik ve ekonomik taleplerini dile getirmeye başlamışlardır. Bu talepleri dile getirme işini zaman zaman çeşitli altkültürler oluşturarak muhalif bir üslup aracılığıyla yapmışlardır. Bu bağlamda rap müzik, gettodaki bu mücadelenin bir alanı olarak Türkiye’ye Almanya’daki ikinci ve üçüncü kuşak Türkiyelilerin dışlanma ve ayrımcılığa karşı seslerini duyurma yöntemi olarak rap müziği seçmesiyle girmiştir. Rap müzik Türkiye’de, dünyadaki diğer örneklerine benzer sorunlara yönelik ve kısmen benzer, kısmen kültüre özgü bir üslup ve içerikle gelişmeye başlamıştır. Rap müziğin Türkiye’ye girişi 1990’ların ikinci yarısından itibaren olsa da bunu kolaylaştıran iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve daha önemlisi, kuşkusuz Türkiye’nin 1980 sonrasındaki ekonomik ve politik dönüşümü ve bu dönüşümün kültür üzerindeki etkisidir. 1990’lardaki sürekli ekonomik kriz durumu, bu krizler nedeniyle yaşanan reel gelirdeki düşüşler ve artan işsizlik, tarımsal üretimin tasfiyesi ve yakılan/boşaltılan köyler nedeniyle kentlere yönelen göç dalgası gibi doğrudan kentlerdeki gettoları ve kent yoksullarını vuran olgular da rap müziği ve bu müziğin icracılarını etkileyen önemli etkenlerdir.

Nurdan Gürbilek[2] Türkiye’de 1980’lerin kültürel iklimini, sözün bastırılması ve söz patlaması kavramlarıyla tanımlamaktadır. 80’lerin ortasında Türkiye’de baskı döneminden çıkıldığına dair bir yanılsamayı besleyecek düzeyde bir söz, imge ve görüntü patlaması yaşanmıştır. ANAP döneminin ekonomisi ve politikası, kültürü birbirine temas etmeyecek biçimde ikiye ayırmıştır: Bir tarafta merkezi iktidar tarafından bastırılan, yasaklanan, söz hakkı verilmeyen yaşam alanları; diğer yanda 80’lere kadar büyüyen, fazlasıyla merkezsiz, dağınık ve kendiliğinden görünen bir söz patlaması. Bu iki ayrımı 1990’ların ikinci yarısından itibaren getto ve rap müzik olarak düşünmek de mümkündür. Rap müzik, politik süreçlerden dışlanan, sözü bastırılan gettonun, sözünü söyleme biçimi olarak ortaya çıkan altkültürlerden biridir. Onu ya da başka bir altkültürü sözü bastırılan gettodan ayıran ise 1980 sonrasının neoliberal kapitalizmi, daha net bir ifadeyle altkültürün piyasalaşmasıdır.

Güney, Pekman ve Kabaş[3]  Almanya’da yaptıkları çalışmada, hip-hop’a egemen olan şiddet, çatışma ve protest söylemlerin günden güne geri plana atılmasını ve hip-hop topluluğunun ayrıksı konumunun zayıflamasını “müziğin doğasındaki dinamizm ve değişim özelliği” ile açıklamaktadır. Demet Lüküslü[4]  ise –Gazapizm’in de içlerinde olduğu– görüşmecilerle yaptığı mülakatlara dayandırdığı araştırmasında, gençlerin ailelerine ve çevrelerine hip-hop kültürünün yabancı bir kültür, kendilerininse yabancılaşmış bireyler olmadığını; hip-hop’un kendilerini ifade etme aracı ve bir sanat olduğunu anlatmaya çalıştığını belirtmektedir. Lüküslü, alt/alt-orta sınıftan gençler için toplumdan saygı görmenin eğitimle, ekonomik güçle, tüketebilmekle eşdeğer olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle gençlik kültürleri, ortaya koyduklarıyla, sanatlarını toplumdan saygı talep etme ve ‘ben de varım’ deme aracına dönüşmektedir. Bu çalışmalar, Türkiye’de henüz çok zayıf olan hip-hop altkültürü literatürüne ciddi bir katkı sunsa da, çalışmaların ortaya koyduğu sonuçlar itibariyle yetersiz kaldığı düşünülmektedir. Tahribad-ı İsyan ve Gazapizm örneklerinde görüleceği üzere rap sanatçıları piyasalaşmış olsalar bile, lirikleri ve görsel içerikleriyle içinden çıktıkları gettolardaki yaşamları anlatmaya, protest üsluplarını sürdürmeye, sınıfsal kökenlerini hatırlamaya devam etmektedirler.

Tahribad-ı İsyan [Burak Kaçar (Zen-G), Asil Koç (Slang) ve Veysi Özdemir (V.Z.)] İstanbul’un kentsel dönüşümden en çok zarar görmüş, çoğunlukla Romanların yaşadığı bir mahalle olan Sulukule’de yaşayan üç gencin kurduğu rap müzik grubudur. İçinde yaşadıkları getto ve getto kültürü hem liriklerinin hem müzik kliplerinin içeriğine etki etmiştir. Grup üyeleri, Evrensel’de yayımlanan röportajlarında bunu şöyle ifade etmiştir: “Biz ilk başladığımızda ne söylediğimizi, ne söylemek istediğimizi bilmeyerek, sadece eğlenmek için başladık. İçinde bulunduğumuz zorlu şartlar bizim liriklerimizi doldurmaya başladı. Bunu bir terapi yolu gibi görmeye başladık bir süre sonra. İnsanlar da kendi hayatlarından bir parça gördüler. Yaşadığımız maddi, manevi sıkıntılardan hep beraber müzik yaparak kurtulduk, kaçış yolu aradık. Bu sebeple şarkılarımızın içeriği dolu. Bir de yıllardır yaşanan bir sorun var: ayrımcılık. Dışlanmışlık ve ayrımcılığa sessiz kalamazdık.”[5]

Klibini Sulukule üzerine fotoğraf ve belgesel çalışmalarıyla da bilinen Nejla Osseiran’ın yönettiği Ghetto Machines adlı rap müziğiyle isimlerini duyuran Tahribad-ı İsyan, Sulukule’nin harabe evlerinin içinde çekilen kliple hem Sulukule’yi hem de kentsel dönüşümün tahribatını görsel olarak sunmuştur. Yalnızca klipleriyle değil, grubun ismindeki ‘tahribat’ ve ‘isyan’ kelimeleriyle bile içinde yaşadıkları gettonun yıllardır rant uğruna yapılan kentsel dönüşümle yaşadığı tahribatı ve gençlerin Sulukule’ye yapılanlara karşı protest tavrını yansıtmaktadır. ‘Suç mu?’ adlı parçada ise hem lirikleri hem klibiyle daha protest bir üslup ve görsellik kullanılmaktadır. “Allah’ım suç mu batakta doğmak?” ve “Bana gülüp ‘Tahribat-ı İsyan nedir?’ deyip yakınıyon lan / Bu mahallede evlerden çok hayallerimiz yıkılıyo” sözleriyle dinleyiciye protest bir üslupla, Sulukule özelinde bir getto imgesi sunulmaktadır. “Niçin mi Rap? Çünkü ruhani bi yatırım o! / Bu lanetlenmiş yerde gençliğimiz mazot gibi yakılıyo” sözleriyle ise rap müziğin gettodan çıkış arayışı olduğu düşünülmüştür. Ancak bu çıkışın gettodan kaçarak değil, gettoyu yaşanacak bir yere çevirerek mümkün olduğu da belirtilmektedir: “Kaçma! Savaş burda kal Bu bataklığı yaşanacak bir yer yap”. ‘Suç mu?’ şarkısının klibinde ise mahkeme salonuna çağrılan Tahribad-ı İsyan üyeleri hâkim karşısındaki ifadelerini yukarıdaki liriklerle anlatırken, kurgulanmış kolluk güçlerinin baskın görüntüsü, kurgu çete üyeleri ve mahallenin gerçekte de oraya yaşayan çocuk sakinleri eşliğinde bir Sulukule imajı verilmektedir.

Gazapizm (Anıl Acar) ise Elazığ’da doğmuş, ikisi de öğretmen olan Kürt baba ve Türk annenin çocuğu olarak, ailesiyle göçtüğü İzmir’in Balçova ilçesinde büyümüş ve burada sanatını geliştirmiş olan bir rap sanatçısıdır. Gazapizm bir röportajında[6] sanatı kavga olarak gördüğünü ve bir derdi olanın sanat icra etmesi gerektiğini belirtmektedir. Kullandığı mahlasındaki ‘gazap’ kelimesi öfke anlamına gelmektedir ve röportajında öfkeyi isyanın temeli olarak tanımlamaktadır: “Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim, der ya Ulrike Meinhof. Ben de öyleyim. Çocukluğumdan beri en derin ve temel duygum öfkeydi. Yaşadığım olaylara verdiğim reaksiyonlar hep çok yüksekti. Öfkeliydim.” Gazapizm önce Sıfır Bir adlı internet dizisine yaptığı rap müzik ile daha sonra Çukur adlı televizyon dizisinin kullandığı “Heyecanı Yok” parçasıyla son dönemin en hızlı çıkış yapan rap sanatçısı olmasının yanında, son parçası “Ölüler Dirilerden Çalacak” ile en protest üsluba ve en çarpıcı klibe sahip rap sanatçısıdır. Ancak bu protest üslup ve getto anlatımı onun ilk dönem eserlerinde de görülmektedir. Gazapizm ve Gardiyan’ın birlikte söylediği Balçova’nın lirikleri gettonun müesses nizam ile ilişkisinin ve rap müziğin protest yönünün izlerini taşır: “Kulaklarında siren çoksa, Bura Balçova! Eğ başını devam et yoluna, Bura Balçova! (…) Koltuk altlarından elektrikler, Bura Balçova!” Aynı parçadaki “Kıran kırana, hayat mücadelesi damarlarımda” lirikleri ise Gazapizm’in ilhamını gettodaki gündelik yaşamın baş etmesi güç zorluklarından aldığını göstermektedir. Benzer içeriğe sahip liriklere “Memleketsiz” parçasında da rastlanmaktadır: “Bu sokağın penceresi yok, tenceresi boş… / Öyle çatık kalmış kaşım / Hiçbir şeyim yok, hiçbir yerim yok.”

Gazapizm’in Çukur adlı televizyon dizisiyle popülerliğini artıran parçası ‘Heyecanı Yok’ ise liriklerinde sınıfsal konumu, müesses nizamla ve yaşamla ilişkisi imlenen bir getto insanı imajı çizmektedir: “(…) Gelecek için bir hedefin yok, yarının yok! / Temel güvenin yok, illegal, legal, düzenin yok / Para kesesi yok, bekleme rüzgârın esesi yok / Her şey boş yere tasarı yok (…)” Protest üslubuyla “Yaşama sevincine el koyan denge” derken yerleşik düzene karşıtlığını dile getiren Gazapizm, “Biz yakarsak söndüremezler, geri döndüremezler / Bizi heyecanlandıramıyorsa bi’ şeyler artık öldüremezler” sözleriyle Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’da işçi sınıfına seslendiği “zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok, kazanacağınız bir dünya var” sözlerini hatırlatmaktadır.

Sonuç olarak, altkültürler egemen kültürün simgeleriyle kendi aykırı simgeler sistemlerini oluşturmayı denediği gibi, tüketim toplumu da aynı simgeleri sınıfsal ya da tarihsel içeriklerinden koparıp piyasaya sokar. Piyasa ise kendi ilkeleri işlediği müddetçe muhalif simgelerin serbestçe dolaşımına izin verecektir. Rap müzik, televizyon merkezli medyada yer bulmada yıllarca zorlansa da protest dili ve içeriği nedeniyle yeterince piyasalaşamamıştır. Ancak Youtube gibi yeni medya araçlarının merkeze oturmaya başladığı günümüzde, rap müziğin yayılması ve hem piyasanın hem de devletin denetiminden kaçması kolaylaşmıştır. Devlet, RTÜK ve hukuk kurumları eliyle bu yeni medya araçları üzerinde kontrol kurmayı denese de tüketim toplumu, Youtube vb. yeni medya yoluyla rap müziğin piyasalaşmasını sağlamıştır. Gazapizm’in belki de rap müziğin Türkiye serüvenindeki en protest içeriğine sahip lirikleri ve klibiyle, sınıf çatışmasını çarpıcı biçimde ele alan ve tarafını açıkça ilan eden “Ölüler Dirilerden Çalacak” adlı son parçası bile, şaşırtıcı biçimde piyasanın ilkeleri işlediği sürece devlet denetiminden ‘kaçılabileceğini’ göstermektedir.

 

* İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü Yüksek Lisans öğrencisi

 

[1] Nurdan Gürbilek, Vitrinde Yaşamak, Metis Yayınları, 2001, s. 36-37

[2] Nurdan Gürbilek, a.g.e., s. 21

[3] Güney, S.; Pekman, C. ve Kabaş, B., Sokaklardan “club”lara: Alman-Türk gençliğinin müzik serüveni, Sosyoloji Dergisi, 3. Dizi, 27. Sayı, 2013/2, 251-271.

[4] Demet Lüküslü, Ulusaşırı bir gençlik kültürü ve toplumdan saygı talebi olarak hip-hop, Toplum ve Bilim, Sayı 121, 2011, s. 201-222.

[5] Evrensel, Sulukule’den yükselen isyan: Tahribad-ı İsyan, 11/09/2017

https://www.evrensel.net/haber/329170/sulukuleden-yukselen-isyan-tahribad-i-isyan

[6] Posta, Gazapizm: Mutlu insanlarla frekansım tutmuyor, 12/01/2019

https://www.posta.com.tr/gazapizm-mutlu-insanlarla-frekansim-tutmuyor-2081219