WİLLİAM BLAKE’İN ÇİZİMLERİYLE JOHN MİLTON’UN KAYIP CENNET’İ

İNCİ AYDIN ÇOLAK

Bu makale, İngiltere sanatının iki önemli ismini resim ve edebiyatta buluşturan ortak noktaları yakalamayı hedeflemektedir. John Milton’ın imgeleri William Blake’te yeniden canlanırken, iki sanatçının eleştirel bakış açısıyla dine yaklaştıkları görülmektedir. William Blake’e göre dünya kötü bir yerdir. Bu nedenle yaratıcı da kötü olmalıdır. Blake, Urizen adını verdiği tanrıya hem resimlerinde hem de metinlerinde yer vermiştir. William Blake’in bu bakış açısı bir yandan kendi mitologyasını oluştururken diğer yandan kendisi gibi bir evren tasarımı yapan sanatçılara yönelmesini sağlamıştır. Bu sanatçılar içerisindeki en önemli isimlerden birisi de Kayıp Cennet adlı eseriyle John Milton’dır.

GİRİŞ

John Milton (1608-1674) Kayıp Cennet adlı epik şiiri gözleri körken yazmıştır. Eserde şeytan olumsuz bir karakter olarak yansıtılmaz. Haksızlığa isyan eden bir anti-kahraman olarak betimlenir. Bu yanıyla şeytan karakteri Milton’la benzerlik gösterir. Çünkü şeytan cennette “kul” olmaya karşı çıkmaktadır. Şeytanın bu tutumu tıpkı John Milton’ın monarşiye karşı çıkmasına benzemektedir. Milton ayrıca sansürü uygunsuz bulan Areopagitica teziyle bilinir. Önceleri papaz olmak isteyen Milton, derslere ve çevreye alışmayarak Cambridge’ten ayrılmıştır. Cromwell Hükümeti için çalışan Milton monarşinin gelmesiyle hapse atılmış, burada 1651’de Kayıp Cennet adlı eserini kaleme almıştır.

William Blake (1757-1827), Cennet ve Cehennemin Evliliği adlı eserinde Milton’ın gerçek bir şair olduğunu ve şeytanın tarafında olduğunu ifade eder. Kayıp Cennet’te Tanrı izleyen ve yargılayan konumundadır. Şeytan ise dışlanmış, arayış içinde bir melektir. Blake de kutsal öyküyü farklı bir bakış açısıyla değerlendirir. Blake’e göre dünya kötülüklerle dolu bir mekândır ve bu nedenle yaratıcısı da kötüdür. Blake’in Urizen adını verdiği tanrısı kötülüklerin yaratıcısıdır. Yalnızca okuma yazma öğrenene kadar okula giden sanatçı, mitolojiye meraklıdır. On dört yaşındayken gravür sanatçısı James Basire’ın yanında çıraklığa başlar. Londra’nın eski kiliselerini, anıtlarını çizen Blake’in sanatında Gotik etkiler bu dönemde başlar. Blake’e göre Gotik sanat gerçek Hristiyan sanatıdır. 1779’da Kraliyet Akademisi’ne giren Blake, akademinin çizim tarzının dışında çalışmaktadır. İlk kitabı Şiirsel Çizimler 1783’te yayımlanır. 1784’te gravürcü James Parker ile baskı atölyesi açar. Babasının, kardeşinin, annesinin peş peşe ölümü, Blake’in hem hayatında hem de sanatında etkili olmuştur. İsveçli düşünür Swedenborg’a ait mistik inançlar, William Blake’i etkilemiştir. Bu düşünceye göre, dünyadaki maddi şeylerin özünde ruhsal bir gerçeklik vardır. Öldüğünde Dante’nin İlahi Komedya’sı üstüne çalışan William Blake, Platon’dan da etkilenmiş ve ideal güzellik düşüncesinin doğuştan geldiğini savunmuştur. Sanatçının çizdiği fantastik görüntülerin kaynağı kendisine ait kurduğu panteondur. Blake’in metin ve gravürü birleştirdiği ilk eserleri Tüm Dinler Birdir (1788) ve Doğal Din Yoktur (1788) bu dünyanın ötesinde bir dünyanın varlığını anlatır. Masumiyet Şarkıları (1789) yok olan masumiyeti ve şehrin acımasızlığını, Deneyim Şarkıları doğayı konu olarak ele alır. Cennet ve Cehennem Evliliği’nde (1790) sanatçı gravür, kalem, suluboya gibi farklı teknikleri bir arada kullanır. Avrupa Bir Kehanet (1794) adlı kitabında salgın hastalık, açlık konuları ele alınırken Günlerin Atası adlı resmi de yer alır. Bundan sonraki kitabının adı Günlerin Atası’nı anlattığı Urizen’in İlk Kitabı’dır (1794). Urizen formunda mantığa Los (ölümsüz sanatçı) şekil vermektedir. Orc, devrimci enerjidir ve zincirle bir kayaya bağlıdır. Ayrıca Urizen sanatçının tinini din kafesine kapatır. Blake’in en politik eserlerinden biri olan bu çalışmanın dışında sanatçı Edward Young’ın Gece Düşünceleri (1797), Dante’nin İlahi Komedya (1825- 27) adlı eserlerini resimlemiştir. (Kuşoğlu, 2008: s.15).

Nasıl ki John Milton monarşiye karşı çıkmış ve bu nedenle hapse atılmışsa, William Blake’in yaşadığı dönem 18. yüzyıl İngiltere’si iç karışıklıklar yaşanmaktadır. Toprak kayıpları ülkede olumsuz bir hava estirirken, Romantisizm akımı etkili olmuş, sanatçılar pozitivist akıldan, duygulara, doğaya ve düşlere kaçmışlardır. William Blake, düşler dünyasına kaçarken özellikle mitologyasına uygun sahneler betimleyen sanatçılara yönelmiştir. Bunlardan birisi Dante’yse kuşkusuz diğeri, kutsal öyküyü yeni bir bakış açısıyla değerlendiren John Milton’dır.

William Blake, bu eseri resimlerken trajik noktaları seçmeye özen göstermiştir. Figür ve mekân betimlemeleri, Milton’un Kayıp Cennet’iyle uyum içindedir. William Blake’teki Gotik sanat ilgisi yer yer kendisini gösterir. Cennet bahçesi ve çardak, metinde betimlenen yalınlıkla değil, Rokoko süslemelerle resme yansır.

RESİM VE METİN İLİŞKİSİ

Epik bir şiir biçiminde kaleme alınan Kayıp Cennet’te Milton, Adem ve Havva’yı, cennet bahçesini, şeytanı, cehennemde yaşanan karışıklıkları, ilk günahı ve cennetten kovulmayı farklı bir bakış açısıyla ele alır.

Eserin ikinci bölümünde, şeytan ve yandaşları betimlenir. “Şeytan” ve “Ölüm” arasında bir çekişme yaşanır ve bu çekişmeyi “Günah” engellemeye çalışır. Şeytanın karşı çıkışı pek de yanlış sayılmaz. Cennette bulunmak istemezler çünkü buradaki asli görevleri nefret ettikleri tanrıya tapmaktır, yani köleliktir. Onlarsa “kimseye hesap vermeden özgür olmayı” (Milton, 2012: 38) tercih ederler.

Milton’ın eserinde ölüm saydam ve biçimsizdir. Günah ve şeytan cennet doğumludur. Buna karşın ölüm cehennem doğumludur. Çarpışma Hazar Denizi’nde yaşanır. Yılanlı büyücü elinde tuttuğu anahtarla Şeytan ve Ölüm’ün aralarına girer. Büyücü kadın; baba ve oğul arasındaki bu kavganın kendilerini bitireceğini söylerken, yaratıcı tanrı gülümseyerek onları izlemektedir. Şeytan; Ölüm’le arasına giren büyücüyü başlangıçta tanımaz. Büyücü kadın, Şeytan’ın kafasından doğan Sin, yani günahtır. Şeytandan günahın çıkışı, Zeus’tan Athena’nın çıkışına benzer. Şeytan Sin’le birlikte olur ve Sin, ölümü yani şeytanın oğlunu doğurur. Ölüm şeytana saldırır. Sin, saatte bir gebe kalıp, saatte bir doğurmaktadır. Şeytan, amacının Ölüm’ü ve Günah’ı acılarından kurtarmak olduğunu söyleyerek kızını kandırır. Sin, ağır demir kapıları açar. Ölümün şiirde betimleniş şekli Blake’in çizgileriyle paraleldir. Ölüm, “diğer şekil” olarak tanımlanır.

“Diğer şekil- buna şekil dense bile gözle görülebilecek bir

Tarafı pek yoktu, kolları bacakları fark edilmiyordu,

Ona madde denebilirdi belki- gece kadar karanlıktı

On öfke kadar ateşli, Cehennem kadar korkunçtu

Dehşet salan bir mızrak salladı;

Başı gibi görünen yerde bir taç vardı.” (Milton, 2012:48-49)

Cehennemin sınırları da Blake, Milton’ın betimlemesine uygun resimlemiştir.

“Üç kez üç katlı kapılar; üç katlı pirinçtendi;

Üç kat demir ve üç kat da sert kaya,

Kapıların çevresi ateştendi, geçilemezdi. Kapıların

İki yanında korkunç bir şekil bekliyordu;

Belden yukarısı güzel bir kadındı ama aşağı kısmı

Zehirli yılandı, yakınlarda da cehennem köpekleri

Durmadan havlıyordu.” (Milton, 2002: 48)

Şeytan, Günah ve Ölüm, 1808, suluboya, 496×404 mm.
Kaynak: H.E. Huntington Library, ABD.

Şiirden esinlenen Blake, Milton’ın imgelerini fantastik imajlara dönüştürür. Resimde şeytan; Adem ve Havva’yı baştan çıkarmak üzereyken Ölüm tarafından engellenir. Günah ise, Şeytan ve Ölüm arasındaki amansız savaşı durdurmaya çalışmaktadır. Mücadele, alev dalgalarının ortasında bir levhanın üzerinde gerçekleşir. Şeytan genç bir erkek olarak betimlenmiştir ve elindeki mızrağı ölüme saplamak üzere hamle yapar. Ancak bu hamlenin başarısızlıkla sonuçlanacağı, kral tacı takmış saydam bedenli ölüm karşısında kaçınılmazdır. Ölüm, deneyimi nedeniyle sakallı ve yaşlı görünmesine rağmen bedensel gücü Şeytan’a denktir. Hatta silah işlemeyen saydam bedeniyle ondan üstündür. Şeytan’ın mızrakla ölümün saydam bedenine saldırması nasıl olumsuz sonuçlanacaksa, ölümün alevlerin ortasından çıkmakta olan Şeytan’a alevlerle saldırması bir sonuç vermeyecektir. Bu iki denk gücü ayırmaya çalışan kadın resmin merkezindedir. En büyük trajedi belki de ölüm ve şeytanın arasında kalmaktır. Kadının bedeninin yarısı yılan formundadır ve metine uygundur. Şeytan ve Ölüm’ün dikey bedenleri ile Günah’ın yataylığı resimdeki gerilimi oluşturur. Şiirde şeytan, kanatlı betimlenir. Ölümün elindeyse kargısı vardır. Kayıp Cennet, farklı bir yaratılış ve cennetten düşme panoraması sunarken, Blake’in düşünce yapısıyla örtüşür.

Şeytan, Adem ve Havva’yı kandırmak üzere planlar yaparken Tanrı, Eden’e elçi olarak meleklerinden Raphael’i gönderir. Tanrı’nın amacı, yaklaşan tehlikeye karşı kulları Adem ve Havva’yı uyarmaktır. Raphael’in altı süslü kanadı vardır. Havva, sarı uzun bukleli saçları ve çıplak bedeniyle misafirlerini en iyi şekilde ağırlamaya çalışır. Tanrının kendileri için yaptığı evin çardağında, Eden’in meyvelerinden sunarlar.

Adem ve Havva ile Görüşen Raphael, 1808, suluboya, 496 x 392 mm
Kaynak: Museum of Fine Arts, Boston.

 

“Kutsal özelliği olarak altı tane kanadı vardı onun; geniş

Omuzlarından çıkıp göğsüne doğru inen kanatlarında

Muhteşem süsleri vardı; ortadaki kanat çifti yıldızlı bir bölge

Gibi belini sarıyor, Cennete boyanmış renkleri ve altın rengi

Tüyleriyle kalçalarını da örtüyordu; üçüncü çift kanat ise

Topuklarından başlayan tüylü zincir zırhlıydı ve açık

Gökyüzü mavisiydi. (…)” (Milton, 2012: 112)

Adem ve Havva’nın kaldıkları yer, “orman içindeki ev” ve “gölgeli köşk” olarak geçer. Ayrıca kitapta Milton, yiyeceklerin konulduğu masayı üzeri çimenlerle kaplı bir toprak yığını, oturulacak yerleri de ot kaplı, yosunlu küçük tümsekler olarak belirtse de William Blake, resmindeki mekânı rokoko süslemelerle zenginleştirmiştir. Koltukların malzemesi ise Eden Bahçesi’nin bükülebilen esnek ağaçlarından oluşmaktadır. Blake, ilkel masa ve sandalyeleri, öyküdeki kutsallığa yakıştıramamış olmalıdır. Raphael, tıpkı Milton’ın metnindeki gibi resimlenmiş, altın renkleriyle gökselliği, kutsallığı vurgulanmıştır.

Resimde oturan figür Adem, ayakta elinde üzüm salkımı tutan figür Havva’dır. Üzüm salkımı İsa’nın kanını simgeler ve kutsal bir meyvedir. Havva’nın tuttuğu bu simge ortama kutsallık katar. İlerleyen zamanda Havva Meryem’e; Adem, İsa’ya evrilecektir. Milton, çok eski bir efsaneyi yeni ve devrimci bir bakış açısıyla ele alır. Adem ve Havva suçlu olmaktan öte, aldatılmış kimselerdir. Havva insan ırkının anasıdır. Üçlünün oturduğu çardak, resmin çerçevesini oluşturur. Adem’in şaşkınlıkla açılan elleri Raphael’in uyarıyı ifade eden duruşuna karşılık gelir. Raphael’in uyarısı arka planda iyilik ve kötülüğü bilme ağacı ve onun gövdesine sarılan yılanı işaret eder. Ev sahipleri şaşkın, melekse nettir. Havva’nın hemen gerisinde ağaç ve yılanın görüntüsü bu hatanın Havva aracılığıyla gerçekleşeceğine gönderme yapar.

 

Baştan Çıkarılma ve Düşüş, 1808, çizim ve suluboya, 497 x 387 mm.
Kaynak: Museum of Fine Arts, Boston.

Milton, eserinin dokuzuncu bölümünde önce Havva’nın sonra Adem’in şeytan tarafından kandırılmasını anlatır. Adem ve Havva, kandırılmış, masum kişilerdir. Hatta eserin kimi bölümlerinde Havva Tanrı’nın, bu ağaç için yasak koyma nedenini sorgular. Sonuçta yasak olan cezbedicidir. Şeytan yılanın içine girer ve Havva’yı kandırır. Adem ve Havva ilk kez o gün birbirlerinden ayrı çalışmışlardır. Şeytan da bu fırsatı doğru değerlendirmiş ve Havva’yı güzel sözleriyle etkilemiştir. Yılan, konuşabilmesini Bilgi Ağacı’nın meyvesini yemesiyle temellendirir. Kendisi insan gibi mantıklı olmuştur ve dile gelmiştir. O halde Havva bir insanken bir Tanrıça’ya dönüşecektir. Tatlı sözlere ve vaatlere kanan Havva, Bilgi Ağacı meyvesinden (kimi yerlerde altın ve kırmızı renkli elma olarak geçmektedir bu meyve) yer. Havva için çiçekten taç yapan Adem, onun yasağı ihlal ettiğini anlayınca elindeki çiçek tacı düşer. Adem de sevdiği kadını yalnız bırakmamak için Bilgi Ağacı meyvesinden yer. Birbirlerine şehvet duymaya başlarlar. Masumiyetlerini yitirmişlerdir.

Yaşadıkları vicdan azabından birbirlerini suçlayarak kurtulmaya çalışırlar. Adem, tanrının neden dünyayı erkek meleklerle doldurmadığını sorgular. Kadın (Havva) başına bela açmaktan başka bir işe yaramamıştır. Tanrı dölleme için başka bir yol bulamaz mıydı, der. (Milton, 2005: s.217). Ölümü beklemek en büyük cezadır. Başlangıçta birbirlerini suçlayan çift, son çareyi Tanrı’ya dua ederek af dilemekte bulurlar.

Blake, Kayıp Cennet’in dokuzuncu bölümünü Baştan Çıkarılma ve Düşüş adıyla resimler. Havva Bilgi Ağacı’nın meyvesini yedikten sonra yaşananları yansıtır. Tanrı gazaplanır, yıldırımlar yağdırır, gök gürler. Gazaplanmanın ilk belirtileri Zeus’a göndermeler taşır. Antik Yunan panteonunun baş tanrısının sembolü şimşek ve yıldırımdır. Yasak meyvedeki renkleri de Blake olduğu gibi yansıtmıştır. Kırmızı ve altın sarısı kutsallığı simgeler. Elmaya benzerliği renginden ibaret olan bu meyve elips şekliyle armudu andırır. Yılan, ağzında taşıdığı meyveyi Havva’nın dudaklarına uzatmış, zaten acıkmış olan Havva, büyük bir iştahla meyveyi ısırmıştır. Havva’nın bu davranışı, merak, hırs, açgözlülükle yorumlansa da temelinde Tanrı’nın koyduğu yasağı aşma çabası vardır. Adem, tüm bu sahneye sırtını dönmüştür. Bilgi Ağacı’nın dalları toprağa uzanırken, Tanrı gazabını simgeleri olan yıldırımlar toprağa düşmektedir. Ağacın dalları ve yıldırımlar aynı renk ve dokuda çizilmesine karşın, dalların eğimi yıldırımların zigzagına kontrast oluşturur. Bu birliktelik ve karşıtlık bilginin de gazabın da kaynağının Tanrı olduğuna gönderme yapar.

Ölümün Evi, 1795, renki gravür ve suluboya, 316x 450 mm.
Kaynak: Tate Gallery, London.

Adem ve Havva aldatılmış kişilerdir. Milton’ın bu bakışı yenidir. Mikhail, iki aldatılmış kişiyi cennetten kovulduklarını haber vermek üzere gönderir. Bu bölüm eserin finalidir. Adem ve Havva’ya çok kızan Tanrı, insanlığı ve dünyasını ölüm ve günaha terk eder. Baş meleğin yanında yardımcı melekler de vardır. Hepsinin dört yüzü, Argus’un gözlerinden fazla sayıda gözleri vardır. Baş meleğin de gövdesi saydamdır. Ancak Raphael’den farklı olarak silahlarla ve savaş giysileriyle donanmıştır. Şeytan veya Adem karşısında gireceği çetin mücadeleye hazırdır. Saydam bedeninde mor renkli askeri bir yelek vardır. Saçları gökkuşağının renklerini andırırken, miğferinin altında olgunlaşmış bir yüz görülmektedir. Elinde kargısı, belindeyse şeytanın korkulu rüyası olan kılıcı vardır. Adem’i yüksek bir tepeye götüren Mikhail, Tufan’a kadar neler olacağını, günahlarının bedelini insan soyunun ne şekilde ödeyeceğini izler. İlk sahnede kötü kardeş, iyi kardeşi öldürür. İkinci sahnede Adem, hastalıktan ölenleri görür. Ölüm, kargısıyla hastaların başında beklemektedir. Adem ölümün bu denli acı verici olmasını kavrayamaz bir türlü:

“Bize verilen hayat neden böyle

Acı içinde alınıyor?

Neden böyle zorlanıyoruz?

(…)

İnsanoğlu iştahını kontrol edemeyince

Tanrı imajı onu terk etti.”(Milton, 2012: 233-234)

Üçüncü görüntü savaştır. İnsanların birbirini acımasızca katlettiği mekân Adem’e gösterilir. Dördüncü görüntü Nuh Tufanı’dır. Tanrı’ya isyan eden Şeytan tüm eser boyunca demokratik tavrıyla dikkat çeker. Ayrıca Mikail’in miğferinden taşan saçlar, İris’in atkısının suda ıslanmış hali olarak betimler. İris Yunan mitolojisinde gökkuşağı tanrıçasıdır. Gökkuşağı, tanrı ile insan arasındaki sözleşmenin simgesidir.

Milton’ın kitabının on birinci bölümü için Blake “Ölümün Evi” adını verdiği bir çalışma yapar. Resmin merkezindeki sakallı figür Mikhail’dir. Bulutun üstündeki figürün gözleri kapalıdır. Kollarının arasında kefen benzeri bir bez tutmaktadır. Yerde dört çıplak figür yatmaktadır. Resmin sağ yanında ayakta bir figür bulunur. Bu figür pişmanlık ve acı içindedir. Kendi soyundan insanların çekecekleri acı ayaklarının ucunda uzanmaktadır. Yatanlar, kaslı bedenlerine rağmen kıpırdayabilecek güçte değillerdir. Bulutların üstündeki bilge melek, tinsel gücün simgesidir. Adem ve Havva, yasak meyveyi yemişlerdir. Tanrı, onların yalvarmalarını dinler ancak yine de onları cennetinden çıkarır ve bu haberi iletmesi için Mikhail’i gönderir. Gözleri kapalıdır. Adem, elinde bir sopa parçası tutmaktadır. Bu resmin teması acı, pişmanlık ve ölümdür.

SONUÇ

William Blake de tıpkı John Milton gibi, kutsal öyküyü farklı bir bakış açısıyla ele almıştır. Blake’in öbür dünyayla ilgili kurduğu tasarım acı, ölüm ve kin içerir. Kutsal öyküyü farklı bir gözle değerlendiren sanatçılara ilgi duyması ve onların eserlerini resimlemesi de bundandır. Baş melekken, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olarak seçilmesini adaletsiz bulan ve bu tutuma isyan eden şeytan bir anti-kahramandır. Milton’da şeytan iradesi, zekası, örgütleyici tutumuyla olumlu bir karakterdir. Blake’in Cennet ve Cehennem’in Evliliği adlı eserinde belirttiği gibi Milton gerçek bir şairdir ve bu nedenle ayrımında olmadan şeytanın yanında yer almaktadır. Tanrı ve Şeytan arasındaki bu mücadele, dünyadaki sınıflar arası mücadelenin farklı bir görüntüsüdür. Tanrı imgesi, Milton’da olumlu değilken, Blake’in resimlerindeki imajdan farklı değildir. Blake’in Urizen adını verdiği tanrısı kötü bir karakterdir çünkü; dünya kötü bir yerdir ve yaratıcısından bağımsız değildir. İki sanatçı da yaşanan tinsel çatışmanın mekânının insan bedeni olduğuna vurgu yapar. Meleklerin yüzünün benzerliği, Cennet bahçesinin ve çardağın Rokoko süslemeleriyse William Blake’teki Gotik ilginin dışavurumudur. Böylelikle, Kayıp Cennet, William Blake için bir çıkış noktası olsa da, trajik noktalar yorumlanmasıyla resimde yeniden oluşturulur.

KAYNAKÇA

Blake, W.(2003), Cennet ve Cehennemin Evliliği, Çev: Rahmi G. Öğdül (2.Baskı), İstanbul: 6.45 Yayınları.

Kuşoğlu, A. (2008), 15-18 Yaş Grubunun Görsel Sanat Eğitimin Bakımından William Blake ve Sanatı, Marmara Üniversitesi, İstanbul: Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Milton, John. (2005), Kayıp Cennet, Çev: Enver Günsel, (4. Baskı), İstanbul, Pegasus Yayınları.

 

GÖRSEL KAYNAKÇA

Görsel 1: Şeytan, Günah ve Ölüm, 1808, suluboya, 496×404 mm, H.E. Huntington Library, ABD.

Görsel 2: Adem ve Havva ile Görüşen Raphael, 1808, suluboya, 496 x 392 mm, Museum of Fine Arts, Boston.

Görsel 3: Baştan Çıkarılma ve Düşüş, 1808, çizim ve suluboya, 497 x 387 mm, Museum of Fine Arts, Boston.

Görsel 4: Ölümün Evi, 1795, renki gravür ve suluboya, 316x 450 mm, Tate Gallery, London.