Yeni e’den: Sırça köşkler
Yeni e’den: Sırça köşkler

Yeni e’den: Sırça köşkler

Yok muydu saraylardan başka oturacak yer / dillere destan olmuş koca Bizans’ta?” diye sorar Bertolt Brecht’in okumuş işçisi… Bizans’ın Büyük Sarayı’ndan geriye taban mozaiklerinin küçük bir bölümü kaldı bugüne. Tekfur Sarayı’nın duvarları ise zor ayakta duruyor.

O koca koca imparatorların adını hatırlayan yok. Topkapı’nın, Dolmabahçe’nin, Yıldız Şale’nin duvarları sağlam, eşyaları da…

Ya onları yaptıranlar?

Bakmayın siz o “neo” öntakısıyla gezinenlere, ocak kurup tuhaf kıyafetlerle gösteriş soyunanlara ve dahi “sultan”dan hediyelik eşya satanlara.

Tarih hükmünü verdi çoktan. “Ey ulu hükümdar, saray ve köşkler yaptırma, / kara toprak altında senin evin hazırdır. / Yüksek, geniş ve süslü sarayın burada kalacak, / sen de inleyerek, karanlık toprak evde yatacaksın” yazıyor “Mutluluk Veren Bilgi” kitabı Kutadgu Bilig’de.

Fanilik mi sadece kastedilen? “Devlet”e dair bir kitap bu, “devletlü” olmaya dair.

Hiçbir saray sahibini koruyamadı ki!

Chagall’ın unutulmaz resmindeki gibi; o ihtişamlı Rus çarlarının koca sarayları Rus işçisinin bir hamlesiyle yerle yeksan olmadı mı?

“Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız” diyen Sabahattin Ali’nin öğüdünü nasıl unuturuz?

Sahi ne oldu o eski saraylara?

Solmaz Aksoy kapağımızdaki resminin adına “Saray Diye Bir Şey Yok” diyor.

Yoktur!

***

Mayıstır; bahar geldi, doğa uyandı. İlkyaza yürüyoruz. Tarihin bütün kiraz mevsimlerinin hatırasıyla. Mayıs Komün’dür, 1 Mayıs’lardır, Hıdırellez’dir.

Hüzündür ve umuttur.

Ve elbet idamları protesto için cuntanın başbakanı Nihat Erim’e yakılan ve ozanın uğruna hapis yattığı Mahzuni Şerif türküsüdür:

“Köşkün sarayın yıkılsın

Erim Erim eriyesin…”