Yeşil sahalardan Spartaküs’e selam!

Gladyatör, Metin Kurt gibi hayatını, spor emekçilerinin özgürlük mücadelesine ve bir sporcu tipinin yaratılmasına adayarak ülkenin spor tarihine damgasını vuran bir kişiliğin yeni kuşaklar tarafından tanınmasını sağlamak açısından büyük önem taşıyan bir kitap.

İlk baskısı 2009 yılında çıkan ve Metin Kurt’un kendi ağzından hayat hikayesini ve mücadelesini anlattığı “Gladyatör” isimli kitap, genişletilmiş baskısıyla yeniden kitapseverlere ve futbolseverlere sunuldu… 2012’de hayatını kaybeden Metin Kurt’un anılarını, “Futbol Arenalarında Bir İsyanın Hikayesi” alt başlığıyla derleyip kaleme alan ise yakın arkadaşlarından Vecdi Çıracıoğlu… Kitabın, basıldığı yıl Abdullah Baştürk İşçi Edebiyat Ödülü’nü kazandığını da hatırlatalım…

Metin Kurt için, “Aklı, bilinç düzeyi ve düşünceleri göz önüne alındığında, kuşkusuz Türkiye spor tarihinin en özel kişiliğiydi” demek yanlış olmaz. Ama sadece düşünceleriyle değil, futbolculuğuyla da “sıra dışı” nitelemesini sonuna kadar hak eden bir kişiydi Metin Kurt…

Sınıf/emek bilincine erişmiş nadir sporculardan birisi olmanın yanı sıra, teknik anlamda da yıldız kategorisinde yer alacak özellikleriyle, futbola “emek” ve “emekçi” odaklı bakanlar için gerçek bir efsaneydi…

Futbolculuk ve teknik direktörlük yaptığı zamanlardan, futbola daha mesafeli kaldığı hayatının son dönemine kadar, sporun ve sporcuların sorunları üzerine kafa patlatmaktan ve bunlara çözüm aramaktan hiç vazgeçmedi…

Metin Kurt’un futbolculuk yetenekleri ve becerileri öylesine üst düzeydeydi ki, pek çok kulüp aykırı düşünceleri yüzünden sorun yaşayacağını bilse bile transfer mevsiminde onu kadrosuna katabilmek için yoğun çaba göstermişti.

Kitapta aktarılan anılar ve anekdotlar bize, Metin Kurt’un çocukluk yıllarından, hayatının son dönemine kadar olan süreçte yaşadığı dönüm noktalarıyla ilgili bilgiler veriyor… Bu dönüm noktaları da ağırlıklı olarak sorgulama, bilinçlenme ve mücadele aşamalarından oluşuyor…

Boşluk hissine karşı arayış

Metin Kurt, geçim sıkıntısı çeken ailesine yardımcı olabilmek için Beyoğlu Erkek Lisesi’nin ikinci sınıfına giderken futbolcu olmayı kafasına koyar. Bu andan itibaren kendi mantığı ve bilgisi çerçevesinde oluşturduğu yoğun bireysel çalışma programıyla futbolculuğa doğru ilk adımlarını atar. Okuldaki beden eğitimi dersi öğretmenleriyle, Beyoğlu Yeniçarşı takımının idarecileri bu süreçte, çalışması için top vererek Metin Kurt’a yardımcı olurlar…

İlk futbolculuk deneyimi ise 3. Amatör Küme’de İÜSK çatısı altında (İstanbul Üniversitesi Spor Kulübü) gerçekleşir. Sezon boyunca ortaya koyduğu başarılı performans diğer İstanbul kulüplerinin dikkatini çeker… 1963 yılında 3 bin lira karşılığında Profesyonel Mahalli Lig’de mücadele eden Alibeyköy Adalet takımına transfer olur…

İlk futbolculuk dönemlerinde kendisine yapılan haksızlıklara ağlayarak tepki gösterirken, bilinç düzeyinin yükselmesiyle birlikte tepkisinin niteliği de yavaş yavaş değişmeye başlar. Haksızlıkları sindiremeyen, inanmadığı, ikna olmadığı şeyleri asla kabullenmeyen, itaat ve biat etmek nedir bilmeyen isyankar kişiliği ile her bulunduğu ortamda dikkat çeker…

Altay’da 17 yaşında toy bir futbolcuyken, Beşiktaş ile oynadıkları Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında takımdaki deneyimli bir futbolcunun kandırmasıyla doping çirkefliğine bulaşır. O yaşta henüz, dopingin bir futbolcunun başına ne denli büyük belalar açabileceğinin farkında değildir…

Altay’dan PTT’ye transfer olur ve PTT’de top koştururken Tunus karşısında ilk kez A Milli formayı giyer. Milli takıma, Ankara’dan çağrılan tek oyuncu olmasına karşın, yine de yeterince mutlu değildir.

Bu dönemde içindeki amansız boşluk hissini sorgular ve sıkıntısına çözüm bulabilmek umuduyla dini kitapları inceler, ama aradığını bulamaz ve bu kitaplarla ilgilenmeyi bırakır…

PTT takımının malzemecisi Aydoğan ona Victor Hugo’nun “Sefiller” romanını hediye ettiğinde ilk kez okulda okuduklarının dışında bir kitapla tanışır… Aydoğan, çok kitap okuyan birisidir ve Metin Kurt’un birlikte en çok zaman geçirdiği arkadaşıdır. Malzemeci Aydoğan ile yaptıkları uzun sohbetler sayesinde bilinçlenme yolundaki ilk adımlarını atar…

Kendisine aldığı ilk kitabın ismi ise “Fazilet Mücadelesi”dir. Yazarı, ABD başkanlarından John Fitzgerald Kennedy’dir. O kitapta okuduğu “Doğru bildiğini söyle, mutlaka kazanırsın” cümlesinden çok etkilenir. Öyle ki bu cümleyi okuduktan sonra kitabı elinden bırakır. Çünkü isyankar ruhunu besleyen sözü keşfetmiştir!.. Ve kısa süre içinde kulübün, kirli ilişkilere bulaştığı bilinen ve bu nedenle hiç kimsenin sevmediği genel kaptanına karşı başkaldırısını gerçekleştirir. Bu, futbolculuğa başladıktan sonraki ilk başkaldırısıdır. Teknik direktör ve yöneticiler bu davranışını hiç hoş karşılamazlar ve kadro dışı bırakılır. Metin Kurt pes etmez. Futbolcular arasında kapalı oylama yapılmasını önerir. Eğer arkadaşları kadro dışı bırakılmasını onaylarsa bu kararı kabul edeceğini söyler. Oylamadan takımda kalması sonucu çıkar. Bu sonuçtan yöneticiler de memnundur. Çünkü o, takımın as oyuncusudur ve yöneticiler takımın çıkarını riske atmayı göze alamazlar…

Aydınlanma ve örgütlenme

Ankara’daki futbolculuk döneminde futbolun diğer kirli yüzü olan şikeyle de tanışır. Doping ve şikeyle ilgili tanıklıkları sonucunda zihninde, profesyonel futbolun aslında ne kadar yoz bir organizasyon olduğu algısı giderek ağır basmaya başlar. Diğer yandan futbolcuların transfer ayında birer mal gibi alınıp satılmasını da içine sindiremez ve bunu da sorgular. Kafasında yanıt veremediği sorular günden güne çoğalmaktadır. Bir yandan da sorulara yanıt bulmak umuduyla her fırsatta kitap okumayı sürdürür.

Yıldız futbolcu olduğu için insanların gözünde kahraman gibi görünmekten rahatsızdır. İnsanların, gerçek kahramanların 68 kuşağının devrimci gençlik önderleri olduğunu anlamalarını ister.

70’lerin başında Veysel Atayman’ın verdiği kitaplar sayesinde aydınlanma felsefesi gibi konularda da birikim oluşturmaya başlar. Hegel ve Marx’ı da o dönemde okur.

Tanık olduğu haksızlıklar, çeşitli katliamlar ve işkencelerin yanı sıra Kızıldere katliamı ve arkasından Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamıyla sosyalizm düşüncesine daha sıkı sarılır.

68’in değişim rüzgarları memleket futbolunda da etkisini gösterir. İlk kez 1970 yılının sonlarında, tamamen kulüplerin çıkarlarını korumaya yönelik olarak hazırlanmış profesyonellik talimatnamesinin bağlayıcı hükümlerinin değiştirilmesi ve kulüplerin futbolcuları sigorta kapsamından çıkarma hazırlığı yapmalarına karşı Profesyonel Futbolcular Sendikası greve gidecekleri açıklamasını yapar. Bu ilk grev kıvılcımı futbolcular arasında heyecan yaratır. O güne kadar sendikayla aralarında pek yakın ilişki olmasa da futbolcular, Metin Kurt’un öncülüğünde grevi desteklemeye hazır olduklarını bildirirler. Ancak sendika kararlı bir tutum gösteremediğinden grev gerçekleşmediği gibi, konu sürüncemede bırakılır…

İzmir’de milli takımın Polonya’yı 1-0 yendiği maçın ardından coşkulu kutlamalar sırasında yoksul görünümlü bir gencin, hatıra olarak ayakkabısının bağını istemesini hayatının dönüm noktalarından birisi olarak kabul eder Metin Kurt. Futbolun yoksul insanlar üzerindeki “uyutucu” etkisini o genç üzerinde somut bir şekilde görmüştür çünkü.

1972 yılındaki kongre sonucunda, kendisi gibi birkaç faal futbolcu arkadaşıyla birlikte Profesyonel Futbolcular Sendikası’nın yönetimini ele alırlar. Sendika o güne kadar aidat toplamak dışında futbolcular adına hiçbir faaliyette bulunmamıştır. Kafalarında; sakatlık sebebiyle sahalardan uzak kalan futbolculara maaş bağlamak, sakat oyuncuları tekrar muayene ettirmek, kulüpleri tarafından cezalandırıldıkları için sözleşmedeki maaşlarının altında para alan futbolculara yardım etmek ve profesyonel futbolcu sözleşmelerinin en çok 2 yıllık olmasını sağlamak için girişimlerde bulunmak gibi tasarılar vardır.

Transfer adı altında futbolcuların, kendi düşünceleri ve istekleri hiç dikkate alınmadan kulüpler arasında birer mal gibi alınıp satılmasına karşı, futbolcu haklarını gündeme getirir. Yöneticiler ile futbolcular arasındaki ilişkinin, efendi ile köle arasındaki ilişkiyi andırdığını belirterek, futbolcuların ekonomik ve demokratik haklarını kullanabilecekleri özgür bir ortam oluşturulmasının zorunluluğuna vurgu yapar…

Metin Kurt’un verdiği mücadeleden yaklaşık 25 yıl sonra Belçikalı oyuncu Bosman, bonservis bedelini gerekçe göstererek başka bir kulübe transfer olmasını engelleyen kulübüne karşı başlattığı hukuk mücadelesini kazanarak adeta bir milat yarattı. Avrupa Adalet Divanı’nın dava sonucunda verdiği, “Avrupa Birliği vatandaşı futbolculara, sözleşmelerinin bitiminde, bonservis bedeli gibi kısıtlamalarla transfer engeli konulamaz” kararıyla futbolcular, kendi istedikleri takıma transfer olmak gibi en önemli haklarından birisine kavuştular.

1973 yılında Atletico Madrid ile oynanan maç öncesinde Metin Kurt, İspanyol gazetecilere yaptığı açıklamada, sporcuların sendikalaşmasının öneminden ve gerekliliğinden söz eder. Bu, sendikalaşma konusunda basın aracılığıyla verdiği ilk mesajdır.

Ödün vermez bir direnişçi

Aynı yıl Galatasaray ile sözleşmesi biter. Kendisi gibi sözleşmesi biten 6 arkadaşı daha vardır kulüpte. Kulübün, futbolcularla hiç konuşmadan herkese aynı parayı vererek sözleşmeleri uzatma girişimini adaletsiz bularak protesto eder ve sakal bırakmaya başlar…

Metin Kurt’un talebi, ödenecek transfer ve prim miktarlarının futbolcuların ortaya koyduğu emekle orantılı bir şekilde belirlenmesidir. Bu talepleri yüzünden kulüp başkanı Mustafa Pekin ile ters düşünce kadro dışı bırakılır…

Profesyonel Futbolcular Sendikası, Metin Kurt’un affedilmesini ister. Oysa o mücadeleyi sonuna kadar sürdürmekte kararlıdır ve affedilmek onun için yenilmek anlamına geliyordur.

Bu gelişmenin ardından kendisinin yanında yer alan birkaç arkadaşıyla birlikte sendikadan ayrılıp Amatör Sporcular Derneği’ni (ASD) kurarlar.

Kendisi hakkında basın aracılığıyla oluşturulan olumsuz imaja karşılık, kulübüyle bir sorunun bulunmadığını, amacının Türkiye’deki tüm profesyonel futbolcuları tek taraflı olarak bağlayan yönetmeliklere karşı mücadele etmek olduğunu ve yönetmelikleri değiştirme mücadelesini de ödün vermeden kararlılıkla sürdüreceğini belirtir.

Futbolu bıraktıktan sonra 1981 yılında Sportmence dergisini çıkarmaya başlar. Ama Sportmence sadece 10 sayı çıkar ve kapanır. Dergiyle ilgili hedeflerini, beklentilerini ilk sayıda kaleme aldığı manifesto ile açıklar…

Galatasaray’dayken futbolcuların prim alacağıyla ilgili olarak sorduğu soruya, Genel Kaptan Turgan Ece, “komünistlik” yaptığı suçlamasıyla yanıt verir. Bunun üzerine diğer takım arkadaşlarıyla birlikte bir sonraki idmana yarım saat geç çıkma kararı alırlar. Turgan Ece, futbolcuların bu küçük çaplı direnişine pabuç bırakmayacağını göstermek ve direnişi desteklemelerinden çekindiği diğer futbolculara gözdağı vermek adına başta Metin Kurt olmak üzere takımın 5 as oyuncusunu kadro dışı bırakır. Yöneticiler sürecin devamında diğer futbolcuları ikna ederek kendi yanlarına çekmeyi başarırlar. Bu olayla birlikte Metin Kurt’un Galatasaray defteri kapanır…

Birlikte başkaldırdıkları takım arkadaşları yöneticilerden özür dileme karşılığında affedilirlerken, Metin Kurt hiçbir zaman ne özür diler ne de geri adım atar. Çünkü o, yaptıklarının doğru olduğuna sonuna kadar inanır…

‘Kapitalist düzenin sporu asla masum olamaz’

Galatasaray’dan sonraki durağı Kayserispor’dur. Fakat futbolcuları tabandan örgütleme umuduyla gittiği Kayserispor’da da durum değişmez ve kısa bir süre sonra orada da kadro dışı bırakılır. Çünkü yöneticilerin spora bakışı ve futbolculardan beklentileri ile onun bakışı ve görev anlayışı tamamen birbirine zıttır…

Futbolculuk hayatını noktalamasının ardından, Sivasspor ve Kayserispor’daki antrenörlük maceraları da yöneticilerle yaşadığı sorunlar yüzünden birkaç ayda sonlanır…

Metin Kurt, kapitalist düzenin sporunun asla masum olamayacağı düşüncesindedir. Sporun, endüstriyelleşmeye paralel olarak günden güne insani değerlerden uzaklaşıp yozlaşması, bu düşüncesinde ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Sporda fanatik taraftar olmak, patronlardan yana olmaktır” sözüyle spora taraftarlık penceresinden bakışını özetlerken, “Atılan her gol emekçilerin kalesine girer” lafıyla da günümüzdeki mevcut spor anlayışının hangi ideolojiye hizmet ettiğini net bir şekilde ortaya koymuştur…

Gladyatör”, Metin Kurt gibi hayatını, spor emekçilerinin özgürlük mücadelesine ve her koşulda hakkını arayan, yöneticilerin kölesi olmayan bir sporcu tipinin yaratılmasına adayarak ülkenin spor tarihine damgasını vuran bir kişiliğin yeni kuşaklar tarafından tanınmasını sağlamak açısından büyük önem taşıyan bir kitap…

PAYLAŞ