Bruegel, 30 Yıl Savaşları’nın öyküleriyle büyüdü. Yaşadığı dünya 100 Yıl Savaşları’nın işaretlerini veren sayısız çatışmayla doluydu. Görünüşte, Protestanlarla Katolikler savaşıyordu, ya da İngilizlerle Fransızlar… Krallar, hanedanlar, feodal efendiler, irili ufaklı yüzlerce savaş içinde hepsi birbirine girmişti. Bruegel görünüşe aldanmadı. Bir afiş, bir bildiri olarak kabul edebileceğimiz gravürünü, Para Keseleriyle Kasaların Savaşı olarak adlandırdı. 1570 yılında basılan bu gravürün altına Felemenk dilinde “Bütün bu savaş ve kavga, hepsi para ve mal için” yazmıştı.

100 Yıl Savaşları gerçekte 116 yıl sürdü. İngiltere onu bitirdikten iki yıl sonra, Güller Savaşı denilen ve 30 yıl süren bir iç savaşın yangınına düştü. Yüzlerce yıl boyunca İngiltere, Fransa, Habsburglar, İspanya, Hollanda, irili ufaklı prenslikler, krallar, kral olmak isteyenler aralarındaki uzun kısa, büyük küçük savaşlarla Avrupa’ya nefes aldırmadı. Fransız Devrimi’nden sonra, “Devrim Savaşları” adıyla Fransa Avrupa’nın fethine çıktı. Ardından, Napolyon Dünya İmparatoru olarak Devrim Savaşları’nı sürdürme hayaline kapıldı. “Napolyon Savaşları” başladı. Bütün bu savaşlar boyunca, Avrupa’nın diğer devletleri kendi aralarında Fransa’ya sonra da bizzat Napolyon’a karşı ittifaklar kurdular.

1792 yılında Fransa Cumhuriyeti’ne karşı Büyük Britanya, Avusturya Arşidüklüğü, Prusya Krallığı, Sicilya ve Piemonte 1. Koalisiyon olarak adlandırılan ittifakı kurdular. 2. Koalisyon, 1799’da Büyük Britanya, Rus İmparatorluğu, Osmanlı, Napoli, Portekiz ve Avusturya Arşidüklüğü arasında gerçekleşti. 1805’de yine Napolyon’a karşı, Büyük Britanya, Avusturya İmparatorluğu, İsveç, Rusya İmparatorluğu ve Sicilya Krallığı bir araya geldi. 1806’da Prusya Krallığı, Rus İmparatorluğu, Saksonya, İsveç ve Büyük Britanya 4. Koalisyon’u oluşturdu. 1809 başlarında, Avusturya İmparatorluğu ve Büyük Britanya arasında 1809 yılı başlarında yeni bir koalisyon kurdular. Sonuncu ittifak Avusturya, Prusya, Rusya, Birleşik Krallık, Portekiz, İsveç, İspanya ve birkaç Alman Devleti arasında gerçekleşti bu kez Fransa yenildi ve Napolyon Bonapart Elba’ya sürgüne gönderildi.

Bütün bunları, o zamanın dünyası açısından bakarsak, 1792 ile 1809 yılları arasında gerçekleşmiş büyük bir Dünya Savaşı olarak adlandırmamız yanlış mı olur? Sonrasında Kırım Savaşı patlak verdi. Napolyon’a karşı savaş koalisyonları kuranlar bu kez o zamanki müttefikleri Rusya’ya karşı birleştiler. 1853-1856 arasında, Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya, Rusya’ya karşı Osmanlı tarafında savaşa girdiler ve Rusya’yı yenilgiye uğratarak, o zamanki deyimle “sıcak denizlere inmesini” engellediler. Bu da üç yıl sürmüş bir Dünya Savaşı gibi görünüyor. Bu savaşların “dünya çapında” olmasına ve sürekliliğine bakarak, köklü nitelik değişimi gösterdikleri “modern savaşlar” için geçerli görülmüş bu terimi onlar için kullanamayacağımız görülüyor. Savaşlar, kendi adlarını kendileri yaratıyorlar.

SAVAŞA AD KOYMAK

Dünya Savaşı kavramı, henüz birincisi patlamadan önce çeşitli biçim ve içeriklerde kullanılmıştı. Örneğin Marx, Fransa’da Sınıf Savaşımları adlı eserinde, Paris Komünü’nün, “bir dünya savaşından başka her savaşı imkânsız kılıp Bonapartçı savaş dönemine son” verdiğini yazmıştı. Proleter devrimleri ile savaşın içerik değiştireceğine işaret ediyordu. Kitabının “1848 Haziran Devrimi’nin Yenilgisi” başlıklı bölümünün sonunda bu kavrama bir yönüyle açıklık getiriyor: “Nihayet, Kutsal İttifakın zaferleri Avrupa’yı bugün öyle bir duruma getirmiştir ki, Fransa’da her yeni proleter kıyamı doğrudan doğruya bir dünya savaşı ile el ele gidecektir. Yeni Fransız devrimi kendi milli toprağını derhal terk edip Avrupa alanını fethetmek zorunda kalacaktır. On dokuzuncu yüzyıl sosyal devriminin üzerinde gerçekleşebileceği tek alan odur.”

Bazı rastlantısal ya da edebi kullanımlar dışında, I. Dünya Savaşı terimini ilk kez 1939’da Times dergisinin kullandığı söyleniyor. Ama daha 1920’de Lenin, Emperyalizm adlı kitabının Fransızca ve Almanca önsözünde, “20. yüzyılın başında, Birinci Emperyalist Dünya savaşından önce…” ibaresini kullanmıştı. 1914-1918 arasında yaşayanlar ve savaşanlar, “Birinci Dünya Savaşı” içinde olduklarını bilmiyorlardı. Böyle müthiş bir savaşın bir de ikincisinin olacağını söylemek yalnızca ileri görüşlü olmayı değil, savaşı üreten toplam koşulları bilimsel kesinlikle çözümlemeyi gerektiriyordu. Lenin’in öngörüsü buna dayanıyordu. Bunun, arkası gelecek dünya savaşlarının ilki olduğunu da söylüyordu: “Bu ekonomik temel üzerinde, emperyalist savaşlar, mutlak biçimde kaçınılmaz olacaktır.”

Bruegel zamanında, savaşların altın keseleriyle para kasaları arasında olduğunu söylemek yeterince açıklayıcıydı. Lenin, savaşın adlandırılmasında, emperyalizm kavramını kullanarak “modern savaşların” geçmiş savaşlardan farkını gösterdi. Öyle ki bu savaşlar, yalnızca Avrupa kıtası üzerinde değil, bütün dünyaya yayılmış olan emperyalizmin coğrafyası üzerinde olacaktı. Birbirinden toprak kapma, Avrupa’nın görece geri halklarını vergiye bağlama, “demiri kömürle birleştirme” savaşları olmaktan öte, dünyayı paylaşma amacını güdecekti. Birinci Büyük Savaş, çapı bu kadar geniş olan ilk savaştı ve ardından gelecek olanların habercisiydi.

100. YILDA MANZARA

İkinci Dünya Savaşı, Almanya’nın başını çektiği faşist kampın kesin yenilgisiyle sonuçlandıktan sonra, dünyanın artık bir daha savaş yüzü görmeyeceğine dair umutlar doğdu. Herkes aklını başına toplamıştı! Oysa “barışın” üzerinden henüz 5 yıl geçmişken, “Kore Savaşı” patladı. Japonya’nın eski emperyalist hülyalarını devralan ABD, eli değmişken Çin Halk Cumhuriyeti’ni de yıkmak, Asya’da Sovyetler Birliği’ni zayıf düşürmek ve tecrit etmek için Kuzey-Güney bölünmesini fırsat bilerek savaşı başlattı. Türkiye’nin de taraf olarak katıldığı bu savaş, 2. Savaş’ın artçı dalgası gibiydi. Aynı yıllarda en yüksek noktasına ulaşmış olan “Soğuk Savaş” aslında ABD açısından kapanmamış hesaplar üzerinden yürütülüyordu. 50’li yılların sonlarına doğru sömürgeciliğin kalıntılarına karşı bağımsızlık savaşları başladı ve büyük halk kurtuluş savaşları dönemine girildi. Vietnam başta olmak üzere, Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika’da “emperyalizme karşı savaş” yaygın ve atmosferi belirleyen bir etki kazandı. Dünyanın her yerinde görünüşte parça parça fakat birbirine içten bağlı ve aynı “para-kasa” kökeninden gelen savaşlar bu dönemde arka plana çekildi. Vietnam kurtuluş savaşı bittiğinde yeni bir barış başladığına inananlar oldu. Ama üç yıl içinde, Afganistan patladı.

Afganistan savaşı, 1979’dan bu yana biçim ve içerik değiştirerek devam ediyor. Burada esas olarak “süper güçler” karşı karşıya geldi ve Amerika’nın desteğindeki dinci-silahlı grupların bir rezalet halini alan yayılması burada başladı. 8 yıl süren Irak-İran savaşı, hemen ardından Irak’ın Kuveyt tarafından işgaliyle başlayan Körfez Savaşı, Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde yüz binlerce insanın ölümüne ve milyonların topraklarını terk etmesine yol açan savaş, Libya ve sonra Suriye… Arada dünyanın her köşesinde iç savaşlar, terör eylemleri, irili ufaklı yüzlerce çatışma, katliam, göç yollarına düşen milyonlarca insan, açlık, hastalık, köle ticareti, bir damla temiz suya hasret insanlar… Emperyalist savaşların ille de Avrupa topraklarını yaktığı zaman Dünya Savaşı sayılacağı gibi bir savsaklama yüzünden, üçüncüsü başladı mı, başlayacak mı yoksa artık hiç mi olmayacak tartışmaları sürüp gidiyor. Yüz yılın genel görünümü, parçalanmış savaşların oluşturduğu bulanık bir tablodur. Burada yer alan ayrıntılar, hiç de Birinci ve İkinci diye adlandırılanlardan da az korkunç, daha insani ya da daha ahlaki değildir. Üstelik her savaştan sonra insan soyu için doğan yenilenme ve daha güzel bir dünya kurma umudunu da asla vermemektedir. Çünkü, bu savaşın biteceğine dair bir işaret de yoktur. Nasıl ki Birincisini yaşayanlar adını bilmedikleri bir çağın içinde oldularsa, şimdikiler bir savaşın içinde olduklarını hissetmekten bile uzaktırlar.

Savaş ve faşizm, açık ya da örtük biçimleriyle birbirlerini besleyerek büyüyor. Göçmen yığınları, Avrupa’da faşizmi besleyen bir kaynak olarak kullanılıyor. Belli başlı emperyalist merkezlerde faşist parti ve akımlar daha fazla kalabalık toplamaya başladılar. İslam düşmanlığı Yahudi düşmanlığından daha sert ve işlevli kullanılıyor.

Öncekilerle olan benzerliklere bakarak, Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru gittiğimizi söyleyenler çok. Ama öyle görünüyor ki, “Üçüncü Dünya Savaşı” çıksa bile, şu anda olanın yalnızca dozu yükselmiş olacak.

Sayılarla adlandırırsak bizden uzak olacağına inanıyoruz sanki. Oysa durum açık: Bir savaşın içindeyiz ve bu bir emperyalist savaştır. Bunun özü ise, 450 yıl önce Bruegel’in söylediği gibi para ve maldır; sermayedir. I. Dünya Savaşı’nın 100. yılında, onunla başlayan ve süren yeni bir 100 Yıl Savaşları içinde sürükleniyoruz.