ZİNCİRLEME BİR KAZA BİÇİMİ OLARAK: HAYATLARINIZDAN ALACAKLIYIM

HIDIR MURAT DOĞAN

Bu yıl altıncısı düzenlenen Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü yarışmasında Tunç Kurt tarafından hazırlanan ve öykü dalında birincilik ödülüne değer görülerek önümüzdeki günlerde kitaplaştırılacak çalışma Hayatlarınızdan Alacaklıyım dosyası oldu.

Hayatlarınızdan Alacaklıyım, genel çerçeveden bakıldığında hiddetlenmekten uzak duran, yalın bir dil ve güçlü bir kurgusal altyapıyla bizi karşılıyor. Arka sokaklarda, görünmez duvarların ardında yaşayan görece küçük dünyalar ve kendince büyük hayalleri incelikli bir dille harmanlayıp, okuyucuyu bu anlatının içine çekiyor.

Sennur Sezer’in de Kirlenmiş Kağıtlar adlı şiirinde “dilini anlamadığım…” olarak adlandırdığı ve “Ah” ederek -belki de- uzaklaştığı o kalabalık bir açıdan Hayatlarınızdan Alacaklıyım’da da karşımıza çıkıyor. Herbir öyküde birer yaşam kavgasından miras kalan alın teriyle yüz yüze geliyor, yazarın iç dökümlerinin ve sadelikle tasvir ettiği mekân-zaman ilişkisinin içine dalıyoruz. Bu istemsiz ötekilik bazen uzak mahallelerdeki bir gecekondunun arka odasında, bazen lüks bir plazada, bazen bir yayınevinde, bazen bir yazlık tatil beldesinde çağırıyor bizleri.

Sudenaz Ağda Salonu isimli öyküde kentlerin ışıltılı caddelerinde rastlayamayacağımız iki kadının saf dünyalarına konuk oluyoruz. Kadınların çaresizlik duvarlarıyla sarmalandığını hissettiren, karakterlerin derinliği ve nahif dillerine omuz verme isteği uyandıran öyküde gerçekçi dilin ustaca kullanıldığını gözlemliyoruz.

İsimsiz ve Delice Uykusu adlı öykülerde birincil anlatıyla, yazarın gözünden uzak birer Anadolu köyünde, gitgide eksilen hayatların şaşaasız evlerine ve sessizleşmek zorunda kalan hayatlarına yolculuk yapıyoruz. İlk öyküde saf bir köy çocuğunun dilinden yola çıkan dede-torun ilişkisi, ikinci öyküde Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ni imzaladığı için KHK ile görevinden uzaklaştırılan bir öğretim görevlisinin toplumsal hayallerini Alzheimer hastası dedesi yoluyla köye taşımasıyla son buluyor.

Ödül alan dosyaya adını veren ve aslında içerikte yer alan öykülerin bir şekilde birbiriyle ilişkilendirilmesini sağlayan Hayatlarınızdan Alacaklıyım isimli öykü ile Edebiyata Çirkin Saldırı, Ucuz Poetika, Çrüme K, Güvercin, Beni Kimse Çağırmadı isimli öykülerde yoğun olarak edebi iç çekişler ve yazarın kurgu-gerçek bütünlüğü eksenindeki anlatılarına konuk oluyoruz. Şiirsel dilden de beslenen bir üslupla karşımıza çıkan bu öyküler, yaşamsal döngünün içinde kaybolan arzularımız ve uzaklıklarımızla birer yüzleşme niteliğinde.

İlerleyen sayfalarda Neva Gazel isimli öykü Sütçü Yaşar adlı karakterin artık “Onlardan olmak” istemediği bir dönüm noktasında olan biteni izlerken, Kusursuz Çember isimli öyküde ise yine toplumsal kalıpları anlamlandırmaya çalışan bir adamın şezlongunda buluyoruz kendimizi.

Fak ve CD isimli öykülerde ise yazar daha çok “doğa içinde insanın yeri” kavramını sorgulayan ve sinematografik bir altyapıdan beslenen güçlü bir anlatı biçimi kullanmış.

Genel bağlamda “herkes gibi” diye adlandırılabilecek sade hayatların içine daldığımız Hayatlarınızdan Alacaklıyım dosyasındaki her bir öykünün hem toplumsal hem insani kaygılar taşıyan, kabullenmek istemeyen ancak tüm bunları okuyucuyu zorlamadan, bağırıp çağıran bir dile bulanmadan, incelikli bir iç döküşle anlatabildiğini söylemek mümkün.

Hayatlarınızdan Alacaklıyım aldığı ödülü ziyadesiyle hak eden, -her şeye rağmen bize” Sennur Sezer’in deyimiyle “Bırakma yaşamayı, bırakma umudu” diye seslenen bir kitap.