yeni e

iki aylık kültür sanat edebiyat dergisi

Akademi ve Sanat Dünyasının Filistin Sınavı

Soykırıma Karşı Olma Suçu

Filistin’deki etnik temizlik hareketi küresel ölçekte tam teşekküllü tecrit eşliğinde soykırıma doğru tırmanıyor.

Gazete Duvar’daki, “Sanat Dünyasının Filistin Sınavı” başlıklı yazıma bu tümceyle başlamışım 5 Kasım 2003’te. İsrailli yetkililer soykırımı alenen ilan ettiler. Batılı müttefiklerinin tam teşekküllü, dünyanın geri kalanının “tedbirli” destek sayılabilecek sessiz gözlemciliği eşliğinde kararlarını icra ettiler… Tüm hızıyla hedefe yaklaşıyorlar.

Hedefe öylesine kilitlenilmiş ki, tecrit Filistin ve Filistinlilerin ötesinde küresel ölçekte uygulanıyor. Söz konusu yazıda da belirttiğim üzere etnik, dinsel, tarihsel, coğrafi, siyasal, ekonomik, kültürel yönden Filistin’le doğrudan hiçbir bağı olmayan ama katliama kayıtsız kalamayan kim varsa anında tecrit ve imha ediliyor. Post truth’un ardından yeni bir gerçeklik, yeni bir suçlu, yeni bir suç türü yaratılıyor 21. yüzyılda: Bir halkın soykırım düzeyinde katledilmesine itiraz etme suçu!

Karşı olmak, itiraz etmek bir yana, alenen ilan edilen soykırıma yönelik katliamı yeterince desteklememek de suç post truth çağında. ABD’nin ve dolayısıyla dünyanın önde gelen üniversitelerinin rektörleri bu yönde saatlerce sorguya çekildi Amerikan Kongresi’nde. Harvard, MIT, Pensilvanya üniversitelerinin rektörleri “nehirden denize” ya da “intifada” sloganları kullanan öğrenciler için disiplin işlemi yapmamakla suçlandı… Pensilvanya rektörünün ifadeleri için “kabul edilemez, utanç verici” diyen Vali Josh Shapiro mütevelli heyetinin toplanıp söz konusu ifadelerin üniversitenin ve yönetim kurulunun değerlerini temsil edip etmediğini tartışması gerektiğini söyledi.

Politikacılar eşliğinde sermaye çevreleri de müdahil oldu bilim dünyasına. Aynı üniversitenin bağışçılarından Stone Ridge Holdings, “Rektör istifa etmezse 100 milyon dolarlık bağışı geri çekeriz” tehdidinde bulundu. Sonuçta Rektör Elizabeth Magill de,[1] mütevelli heyeti başkanı da istifa etti.

Üç rektörün de ifadelerinden “utanç duyduğunu” söyleyen Pfizer CEO’su Albert Bourla durumu “ABD akademi tarihinin en aşağılık anlarından biri” olarak niteledi! Yatırım fonu milyarderi Bill Ackman daha yüksek perdeden konuşarak rektörlerin ifadelerinden tiksinti duyduğunu belirterek üç bilim insanına “utanç içinde istifa etmeleri” çağrısında bulundu.

388 yıllık tarihe sahip Harvard Üniversitesi’nin ilk siyahi ve ikinci kadın rektörü unvanlarını taşıyan Claudine Gay, Kongre’deki ifade sonrasında da kendisine yöneltilen antisemitizm suçlamaları karşısında açıklama yapma gereği duydu: “İfade özgürlüğü ile Harvard’ın Yahudi öğrencilere yönelik şiddet çağrılarına göz yumacağı fikrini karıştıranlar var. Açık olmama izin verin: Yahudi toplumuna veya herhangi bir dini veya etnik gruba yönelik şiddet veya soykırım çağrıları alçakçadır, Harvard’da yeri yoktur ve Yahudi öğrencilerimizi tehdit edenlerden hesap sorulacaktır.”

Başta eski rektör olmak üzere 600’ü aşkın öğretim üyesi imzaladıkları ortak dilekçeyle rektör Gay’in görevde kalmasını istediklerini belirtti. Üniversite yönetimi de “Kapsamlı müzakerelerimiz, Gay’in, topluluğumuzun iyileşmesine yardımcı olma ve karşı karşıya olduğumuz çok ciddi toplumsal sorunları ele alma konusunda doğru lider olduğuna olan güvenimizi doğruluyor” açıklamasıyla rektörün yanında durdu.

Ancak hiçbir şey kâr etmedi. Sermaye bir kez daha el yükseltti, Gay’e bu kez de “intihal” (akademik hırsızlık) suçlaması yöneltildi. Milyarder Ackman meselenin doğrudan tarafı ve takipçisi oldu.[2] Sonuçta Gay, yukarıda andığım unvanlarına Harvard Üniversitesi’nin en kısa süreli rektörü unvanını da ekleyerek istifa etmek zorunda kaldı. İstifasının ardından “Harvard’da yaşananlar benden çok daha büyük” diyordu Gay.

İsrail’i, Filistin’i, üniversiteyi, bilimi aşan bir gözü dönmüşlük, âdeta kana susamışlık yaşanıyordu. “Karakterime ve zekama hakaret edildi. Antisemitizmle mücadele konusundaki kararlılığım sorgulandı. Posta kutum ölüm tehditleri dahil olmak üzere hakaretlerle dolup taştı. Bana sayamayacağım kadar çok kez N-kelimesiyle (zenci) hitap edildi.”[3]

***

Kongre’de saatlerce sorgulanan ve ikisi harcanan rektörlerden üçünün de kadın olmasına ne buyurulur?

Bir başka soru: Gay’in asıl suçu, toplumsal ve ekonomik etkenlerin siyasal katılıma etkisi ve ekonomik eşitsizlik ile yoksulluk üzerine çalışması, üniversitede Eşitsizlik Girişimi’nin kurucu başkanı olması mıdır acaba?

Irkçılıklardan ırkçılık, soykırımlardan soykırım beğenin.

Felsefenin popstarı Slavoj Žižek olmanız, Amerikan Akademi ödülü, Oscar sahibi Susan Sarandon ya da Hollywood’un gözde, aranan starlarından Melissa Barrera olmanız, Amerikan Dergi Editörleri Derneği’nin 30 yaş altı gazeteciler için verdiği Next ödülünü, portre yazarlığı dalında Ulusal Dergi ödülünü kazanmış New York Times Times Magazine editörü olmanız (Jazmine Hughes) da durumu değiştirmez; anında sesiniz kesilir, saha dışına atılır, işinizden kovulursunuz.

Filistin’de, Gazze’de yaşanan katliama ses eden, toplumsal ve ekonomik katliama uğruyor. Bir kez daha görüyor, yaşıyoruz ki para konuşuyor. Silahları konuşturan paradır, sermayedir.

Devletlerin ötesinde hemen tüm siyasal alanla birlikte düşünce, kültür, sanat çevreleri de salt gücün hegemonyası altında katliamı onaylamaya zorlanıyor. Aksi hâlde boykot, tecrit, düşmanlaştırılma, nihayetinde yokluğa mahkûm edilme; imha bekliyor onları.

Sanatçıların Dünkü Ve Bugünkü Mektupları

Filistin’e uygulanan tecrit karşısında 15 Aralık 2006’daki “Boykot Belki Barışı Getirebilir” başlıklı bildiriyle tecritçi İsrail’e karşı kültürel boykot, sanatsal, akademik etkinliklere katılmama çağrısının tam tersi yaşanıyor bugün.

John Berger bu çağrının gerekçelerini, önerilen boykotun yöntemini “Sesimizi Yükseltmeliyiz” başlıklı mektubuyla açıklıyordu Batı dünyasının etkili yayın organlarından The Guardian’da.[4] Kimse böyle bir çağrıya tevessül edemez bugün. Çağrı yapan da çağrıyı yayımlayan da saha dışına itilir. Sanat dünyasının etkili yayın organlarından, 60 yıllık geçmişe sahip Artforum’da yaşananlar bunun örneği.

Dünyanın dört bir yanından farklı disiplinlerden sanatçı, yazar, eleştirmenlerden oluşan 8000 kişi imzasını taşıyan “Sanat Çevresinden Kültür Kurumlarına Açık Mektup”, 19 Ekim 2023’de derginin internet sitesinde yayımlandı.[5] Mektupta kısaca şunlar söyleniyor:

  • Kim olursa olsun sivillerin öldürülmesi ve zarar görmesine son verilmesi;
  • Derhal ateşkes yapılması;
  • Gazze’ye insani yardımın ulaştırılması;
  • Kültür – sanat kurumlarının, yönetim kurullarının ağır insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarına suç ortaklığına son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.
  • İşgal ve kuşatma altındaki Gazze Şeridi’nde 2,3 milyon Filistinlinin karşı karşıya olduğu insani krize ilişkin kurumsal sessizliğin bir an önce kırılmasını talep ediyoruz.
  • İşgal altındaki Filistin Bölgesi’nde bulunan BM İnsani Yardım Koordinatörünün sözleriyle, “Uluslararası toplumun bunun devamına izin vermesi insanlığımızın kaybıdır. Şu anda gördüklerimiz kesinlikle insanlık dışıdır.”
  • “Krizin ve tırmanan soykırımın acil olduğu bu dönemde sessizlik, siyasal yönden tarafsızlık değildir.

Şu çağrıyla son buluyordu mektup:

İfade özgürlüğünü korumayı, eğitimi, toplumu ve yaratıcılığı geliştirmeyi misyon edinen sanat kurum ve kuruluşlarının aynı zamanda yaşam özgürlüğünü ve temel varoluş hakkını da savunduklarına inanıyoruz. Hayatta ve sanatta yeri olmayan insanlık dışı davranışları reddetmeye ve hükümetlerimizi ateşkes çağrısı yapmaya çağırıyoruz.

Mektup hemen karşılığını buldu; para bir kez daha konuştu.

New York, Londra, Paris ve Hong Kong’da şubeleri bulunan Lévy Gorvy Dayan Galerisi sahipleri, hemen ertesi gün; 20 Ekim Artforum’da bir kınama yayımladı. Dominique Lévy, Brett Gorvy ve Amalia Dayan,[6] “tek taraflı” olarak niteledikleri “açık mektubu endişeyle karşılıyoruz” diyordu. Çünkü, “sürmekte olan büyük çaplı rehine krizinden, Yahudi tarihinin Holokost’tan sonraki en kanlı gününden; 7 Ekim 2023’te İsrail’de gerçekleştirilen vahşetten söz edilmiyor”du.

Kınama, mektup ve imzacılar kadar yayıncısına da yönelikti. Ve elbette sanat dünyasını, pazarını yöneten kurumlar, galericiler da hadsizlere karşı harekete geçmeye çağrılıyordu.

Talimatın gereği anında yerine getirildi. İki gün içinde 3000’i aşkın sanatçıdan imza alınmış, “Hamas’ın İsrail’de gerçekleştirdiği menfur katliamı alenen es geçen tek taraflı bildiriyi üzüntü ve hayal kırıklığıyla karşıladık” diyen karşı bildiri yayımlanmıştı 22 Ekim 2023’de.

“Müze Bir Savaş Alanı mıdır” adlı videosuyla 13. Uluslararası İstanbul Bienali’nde yer alan, ayrıca bu başlıkla bir konuşma yapan Hito Steyerl de “savaş suçu” vurgulu mektuptan üzüntü ve hayal kırıklığı yaşayanlar arasındaydı. Barbara Kruger ise hem açık mektubu hem onu kınayan bildiriyi imzalayarak çok yönlü sanatçı kimliğini bir kez daha ortaya koyuyordu.

Vakti zamanında kürtaj karşıtı kampanyaları “Yalnızca doğmamışlar senin yaşam hakkına sahip” ya da “Bedenin bir savaş alanı” sloganlı poster çalışmalarıyla protesto eden Kruger için hastane, okul, ibadethane gözetmeden, kadın, çocuk, bebek ayırt etmeden insanların katledilmesini kınayanları kınamakta çelişki yoktu.

“7 Ekim Hamas saldırısı ardından yaşadığımız derin üzüntüyü, travmayı ve umutsuzluk hissini daha da artırdı” diyen karşı bildiriciler, muhataplarını İsrailli rehineleri açıkça anmayarak “sivillerin kaçırılmasını meşrulaştırmak”la suçluyordu.

 

İş burada kalmadı. Başka galericiler, koleksiyoncular fiilen devreye girdi, sanatçılar açık mektuptan imzalarını çekmeye zorlandı. Yetmedi, mektuba karşı 24 Ekim’de ikinci bir kınama yayınlandı. Büyük galeri ve müzayede evi sahipleri, fuar yöneticilerinin ağırlıkta olduğu, Marina Abramovic, Richard Prince, Jenny Saville gibi “marka sanatçılar”ın imzasıyla süslenen bu ikinci ve karşı bildiriciler “Sanat Dünyasından Birleşik Çağrı” başlığıyla “İnsanlığı Savunma” misyonu biçiyordu kendilerine.[7]

“Geniş sanat camiasını temsil etmeyen sanatçıların imzaladığı cahilce bir mektuba” cevap verdiklerini belirterek imzacılarına karşı toplu hareket çağrısı yapıyorlardı.

Sonuç: 2018’den beri Artforum dergisi yazı işleri müdürlüğünü yürüten David Velasco, imzacıları arasında olduğu açık mektubun yayınlanmasından bir hafta sonra, 26 Ekim’de işten atıldı.

Bundan sonra sanat dünyasından bir daha ses çıkmadı.

İnsansı Hayvanlara Karşı Nihai Savaş”

Sanat dünyasının Filistin sınavı, paranın ve gücün karşısında susup geri çekilerek sonuçlandı. Bilim, düşünce, yayın dünyası için de aynı durum geçerli. Susuldu ve yola devam edildi.

Gazete Duvar’da sınavın ilk sahnelerini konu ettiğim günlerde İsrailli haham, aktif politikacı (“Şomrei Sfarad”, kısa adıyla “Şas Partisi” önderlerinden) Meir Mazuz, dünyanın çeşitli yerlerinden cılız “insani yardım” önerilerini net biçimde reddediyor; “İnsanlarla uğraşıyor olsaydık Gazze’ye insani yardım gönderirdik ama hayvanlarla uğraşıyoruz” diyordu.

Bu, henüz harekâtın başında, 9 Ekim’de Savunma Bakanı’nın “Gazze’ye su, yiyecek, elektrik verilmeyecek. İnsansı hayvanlarla savaşıyoruz, ona göre hareket ediyoruz” ifadesinin yinelenmesidir.

Aynı bakan ertesi hafta abluka altındaki Gazze sınırında askerleri denetliyor, soykırım hedefi bir kez daha açıklıkla ilan ediyordu: “Güçlü bir savaş olacak, ölümcül bir savaş olacak, nihai bir savaş olacak ve durumu sonsuza dek değiştirecek bir savaş olacak.” Bir başka asker, İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi eski başkanı Tümgeneral Giora Eiland, “Gazze’de ciddi bir insani kriz yaratmanın amaca ulaşmak için gerekli bir araç olduğunu” söylüyor, etnik temizlik hedefini yineliyordu: “Gazze hiçbir insanın var olamayacağı bir yer hâline gelecek”.

Nihayet, İsrail Cumhurbaşkanı da yaşananlardan bütün Filistinlileri sorumlu tutuyor, “sivillerin farkında olmadığı, müdahil olmadığı söylemi doğru değil. Bu kesinlikle doğru değil,” sözleriyle harekâtın tüm halkı hedef aldığını vurguluyordu.

Birleşmiş Milletler gözlemcileri “Gazze’ye yönelik tam kuşatmanın yanı sıra uygulanamaz tahliye emirleri ve zorla nüfus aktarımlarının” savaş suçuna varacak şekilde “uluslararası … ceza hukukunun ihlali” anlamına geldiği uyarısını yaparken İsrail Başbakanı Netanyahu durumu “ışığın çocukları ile karanlığın çocukları arasındaki bir mücadele” olarak tanımladı ve İncil’deki “Amalek’i yok etme emrini” hatırlattı: Onları esirgemeyin: Erkekleri ve kadınları, çocukları ve bebekleri, sığırları ve koyunları, develeri ve eşekleri öldürün.

Öyle yaptılar, yapıyorlar.

Söylem Değil, Eylem

Hastane, okul, ibadethane dâhil neredeyse daimi bombardıman altında tutulan Gazze’de ölü sayısı 25.000’i buluyor. Son saldırı öncesi Gazze Şeridi’nde 2.3 milyon kişinin yaşadığı anımsanırsa, nüfusun yüzde 11’e yakınının (%10.86) imha edildiği ortaya çıkar. Günde ortalama 238 kişi yok ediliyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Konseyi raporuna göre ölenlerin çoğunluğu; yüzde 40’ı çocuk, yüzde 30’u kadın. Sivilin sivili. Ablukaya alınan, bombardımana tutulan Gazze’de yaşayanların yarıya yakını; 1 milyon 60 bini 18 yaş altında, çocuk. “İnsansı hayvanlar”, ölümü hak ediyorlar!

İmhanın yanı sıra, bölgeyi insansızlaştırma harekâtı da olanca hızıyla sürüyor.

Harekâtın hedefi elbette siviller, elbette kadınlar ve çocuklar: Birleşmiş Milletler Kadın Birimi raporu, İsrail saldırıları sonucu Gazze’de 1,9 milyon kişinin yerinden edildiğini ortaya koyuyor. Bunların 1 milyon kadarı kadınlar ve kızlar. Aynı rapora göre saatte iki anne hayatını kaybediyor, bölgede yaklaşık 10 bin çocuğun babasız kaldığı tahmin ediliyor.

***

Raporlar, sayılar her şeyi söylüyor gibi görünse de hiçbir şey söylemez, hiçbir şey yapmaz.  Raporların, sayıların bir hükmü olsaydı, 30 Eylül 2000’de kameralar kayıttayken, canlı yayın sırasında babasıyla sığındığı duvar dibinde kurşun yağmuruna tutulan 12 yaşındaki Muhammed Durra’nın kardeşi Ahmed ondan 23 yıl sonra yine İsrail bombardımanında can verir miydi?

18 Ocak 2023’teki bombardımanda Gazze Şeridi orta kesimlerinde, Bureyc Mülteci Kampı’nda Durra ailesinin yaşadığı (sığındığı) ev de isabet almış, Ahmed Durra ölmüştü. Ahmed’den önce iki amcası, amcalarından birinin eşi ve tek kızı da daha ilk saldırı sırasında 10 Ekim 2023’te öldürülmüştü. Uzun lafın kısası, Durra ailesi fiilen soykırımı yaşıyor, kuşaklar boyu.

Sadece Durra ailesi mi?

8 Ekim 2023’ten beri 100 günü aşkın zamandır bombardıman altında göçe zorlanan, hapsedildikleri sığınma kamplarından da sürülen, “dünyanın en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip kuşatma altındaki Gazze Şeridi’nde, “dünyanın en büyük açık hava hapishanesi” olarak nitelenen Batı Şeria’da, dünya tarihinin en uzun işgaline maruz kalan 5 milyon 439 bin Filistinliden ailesinden, yakınlarından birilerini İsrail silahlarıyla yitirmemiş kimse var mıdır?

Kökümüze Kibrit Suyu

2005’te kuşatma altındaki Filistin’e giderek kamptaki çocuklarla resim çalışmaları yapan John Berger, “Böylesine adaletsiz, böylesine küçük düşürücü, böylesine iğrenç bir politika karşısında hiçbir şey yapmamak utançtır” diyordu. Oradan döndüğünde evinin dış cephesine Filistinli şair Mahmud Derviş’in fotoğrafını asmış, şiirlerini çevirmiş, resimleyerek yayımlamıştı. Mossad’ın katlettiği (1972) Gassan Kanafani’nin Gazze’den Mektup öyküsünü Mayıs 2008’de Filistin Edebiyat Festivali için seslendirmişti Berger.[8]

Bugün, soykırımcı politikaya ve katliama, adaletsizliğe karşı durmak, itiraz etmek küçük düşürücü, utanç verici olarak yargılanıyor, aşağılanıyor. Bastırılıyor, susturuluyor.

Kökümüze kibrit suyu, Filistin’le birlikte.


[1] Magill hukukçu bir akademisyen, aynı zamanda profesyonel yönetici: 2012 – 2019 yıllarında Stanford Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı, 2019 – 2022’de Virginia Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı yapmış, oradan da rektör olarak Pensilvanya’ya transfer olmuştu.

[2] Milyarder, üniversite yönetim kuruluna yazdığı mektubu kişisel X hesabından tüm dünyayla da paylaştı: https://twitter.com/BillAckman

[3] https://www.nytimes.com/2024/01/03/opinion/claudine-gay-harvard-president.html

[4] https://www.theguardian.com/commentisfree/2006/dec/15/johnberger

[5] https://www.e-flux.com/notes/571447/open-letter-from-the-art-community-to-cultural-organisations

[6] 1967’deki Altı Gün Savaşları’nda İsrail Genel Kurmay Başkanı olan, “Kudüs Fatihi” olarak anılan, Camp David Anlaşması sırasında Dışişleri Bakanı olan Moşe Dayan’ın torunu.

[7] https://www.artnews.com/art-news/news/dealers-artists-sign-call-hamas-attack-artforum-open-letter-changes-1234684639/

[8] https://www.youtube.com/watch?v=zYr9lsoi9S8

Zeki Coşkun
diğer yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir