yeni e

iki aylık kültür sanat edebiyat dergisi

Cam Perde: Göz göre göre gelenin inşası

Yönetmenliğini Fikret Reyhan’ın yaptığı Cam Perde, İKSV Film Festivali’nin düzenlediği ödül töreninde Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Film, 4 yaşındaki oğluyla birlikte yaşayan Nesrin’in, uzaklaştırma kararını ihlal eden eski eşi Ömer ile arasındaki gerilimden başkaca kaygı ve endişelere taşan bir sıkışmışlık hikâyesi anlatıyor.

Bir yandan şiddete uğrayan kadınların devlet kapısından döndüğü, öte yandan ise 6284 Sayılı Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın kirli seçim pazarlıklarıyla yeniden gündeme geldiği son süreçte, mevcut yasaların dahi uygulanmasının önündeki engellere takılan kadınların gayet iyi bildiği bir hikâye bu. Fakat Cam Perde’nin özgünlüğü başka bir yerde: Şiddetin her türlüsü toplumla öyle bütünleşik bir hale gelmiştir ki onun en “görünür” olduğu hali ile “sinsice” geliştiği süreci ayrıştırmak da güçleşmiştir. Çünkü şiddet, “fail”ine odaklandıkça kaybolan, beslendiği toplumsal mekanizmaları yok saydıkça sinsileşebilen bir sürecin ürünüdür…

 

Nesrin’in bir günü

Nesrin gündüzleri, sevgilisi Selim’in işlettiği pastanede çalışırken, mesaiden artakalan zamanlardaysa sipariş usulü pastalar hazırlar, yemek yapar, evi süpürür, çamaşır asar ve oğluyla ilgilenir. Tüm bu koşturmaca ve ayakta kalabilme çabası içerisinde Ömer’in ısrarlı takipleri, zorlamaları ve öngörülemez tavırlarıyla da boğuşmak zorunda kalır. Film, bu boğuşmaların görece “dingin”leştiği bir zaman kesitinden, Ömer’in pastaneye gelip Nesrin’le konuşmaya çalışmasıyla başlatıyor hikâyeyi.

Nesrin’in çalıştığı pastaneye gelerek uzaklaştırma kararını ihlal eden Ömer, hayatını düzene soktuğunu söylemek için geldiğini söyler Nesrin’e. Bu görünüşte “iyi niyetli” ziyaretin ardından, pastanedeki çalışanlardan birinin şikâyetiyle polis pastaneye gelir ve Ömer’i karakola götürür. Selim’in de arkadaşı olan Komiser Ahmet, Nesrin’in şikayetçi olması gerektiğini, Ömer’i ancak bu şekilde uzak tutabileceklerini söylese de Nesrin bu ziyaretin kendisini rahatsız etmediğini ifade eder. Nesrin’in ilk etapta “idareci” ya da “naif” görünen tavrı sonradan gelişen olaylarda da aynı şekilde devam eder…Bir noktadan sonra ise “denge ipleri”ni bırakmaktan başka seçeneği kalmaz Nesrin’in. Buna karşın Ömer, Nesrin’in hayatına sızmaya çalışırken karşılaştığı her direnç noktasında daha da ileriden atar adımlarını. Nesrin’in çalıştığı pastanenin taşlanmasıyla yeniden “cisim”leşen şiddet, genç kadının sokak ortasında düşük yapmasına sebep olabilecek bir şiddete daha maruz kalmasıyla devam eder.

Peki, Ömer’in “sadece konuşmak istiyorum,” diyerek başlattığı temas kurma çabasının son kertede fiziksel bir şiddetle sonuçlanacağını öngöremiyor mu Nesrin? Kadın cinayetlerinin ve yine kadına yönelik şiddetin büyük oranda kadınların en yakınındakiler tarafından işlenmesinin sebebi bu “körlük” mü sahiden de?

 

Denge İpleri

Komiser Ahmet’in şu sözü, Nesrin gibi sayısız kadının mücadele yöntemine dair çok şey söylüyor aslında: “Böyle Ömer gibi günde kaç kişi geliyor biliyor musun karakola… İnisiyatif almasam Ömer de diğerleri gibi serbest bırakılıp gidecek.” Ömer’leri koruyan ve hatta onların sırtını sıvazlayan bu düzeni çok iyi tanıyor kadınlar. Yine de karakola sığınarak şikâyette bulunabilenler ise “eşindir; barışır, kendi aranızda halledersiniz” sözleriyle karşılaşıyor. Ve böylece şiddet gördükleri eve geri dönmek zorunda kalıyorlar…

Bu düzeni iyi bildikleri gibi eski eşini, eski erkek arkadaşını, abisini ya da babasını da çok iyi tanıyor kadınlar… Ve Nesrin, “ailesinde yine en makul olan o” dediği Ömer’i direkt karşısına alırsa, onu koruyabilecek bir devlet mekanizması olmadığı için, karşılaşabileceği zorlukları da öngörüyor.  Ömer’i “kışkırtmadan” ya da tetiklemeden ama idare ederek baş etmeye çalışıyor onunla. Bunu yaparken de bir yandan sevgilisi Selim’in kırılgan ve hassas erkekliğini göz önünde bulundurmak, öte yandan ise Ömer’in ve ailesinin onu rahatsız edemeyeceği bir dengeyi kurmak zorunda kalıyor. Nesrin’i anlayamadığımız noktada Komiser Ahmet’le aynı çizgiye düşmek hiç de zor değil: “Ömer gibilerinden arayı bulmaya çalışarak kurtulamazsın.”

Oysaki yasaların uygulanmasının önündeki politik, bürokratik ve cinsiyetçi engellerle çarpışmış her kadın, somut ve etkin bir adım atılması için yasaların yeterli olmadığının farkında. Dolayısıyla hem can güvenliğini hem de yaşamak için gerekli maddi koşulları sağlayacak mekanizmaların yokluğunda kadınlar şiddetle bireysel olarak baş etmek, kendi yöntemlerini geliştirmek durumunda kalıyor. İşte şiddet Nesrin’in davranışlarındaki gibi “yumuşak” bir anlayış ve tolerans zemininde değil, kadınlar için her anlamda güvencesizliğin başat olduğu bir toplumda yine kadınların tek başına sürdürmek zorunda kaldığı bir mücadelede kök veriyor.

***

Fakat sadece Ömer’e karşı değil, aynı zamanda ailesi ve Selim’e karşı da cebinde denge ipleri bulundurmak zorunda kalıyor Nesrin. Özellikle Selim onun ayakta durabilmesi için bir dayanak haline gelirken, bu dayanağı güçlendiren iplerin kendi ayağına dolaşmaması için dengeli bir ilişki kurmaya da çalışıyor. Nesrin kendi hayatıyla ilgili aldığı kararlara müdahale edilmeyecek bir dengede ilişkisini sürdürmeye çalıştıkça; korunaksız, desteksiz ve güvencesiz yaşamanın getirdiği zorluklar bir şekilde Selim’in ve diğer yakınlarının da hayatında söz sahibi olabileceği bir zemin yaratıyor…

Şiddet ile başka türlü tahakküm ilişkileri arasında sıkışıp kalmış hayatlardan “idare ederek” çıkmak zorunda olmadığımızı gerçeğe yakın bir tempoyla veriyor Cam Perde.