yeni e

iki aylık kültür sanat edebiyat dergisi

Kutsal Aile Yoktur

Adana Altın Koza Film Festivali ulusal yarışmada yer alan, yönetmenliğini Büşra Bilginer’in yaptığı Kıyıda, Yönetmen Umut Evirgen’in Annesinin Kuzusu ve Fikret Reyhan’ın Cam Perde filmleri aileyi farklı travmatik taraflarıyla ve yine ailenin farklı bireyleri üzerinden anlatıyor.

Bu yazıda üç filmin de aileyi nasıl ele aldığını anlatmaya çalışacağım.

 

KIYIYA VURANLAR

Öncelikle babalarını kaybeden ve cenazede buluşan kız kardeşlerin hikâyesini anlatan Kıyıda ile başlamak istiyorum. Genç bir yönetmen olan Büşra Bilginer’in ilk filmi olması açısından dikkate değer bir yapım fakat anlatım açısından boşlukları olan bir yanı da var. Sert bir babaya sahip olduklarını anladığımız, biri farklı anneden 4 kız kardeşin hikâyesi cenaze ile başlıyor. Babalarını kaybetmiş olan bu genç kadınların arasındaki çatışmaya odaklanan film konuya girişinin biraz uzun sürmesi açısından anlatıda boşluklar yaratıyor.

Kız kardeşlerin gerginliği o kadar uzun süre veriliyor ki tam olarak ne olduğunu anlamak güçleşiyor. Yönetmen gizem yaratmaya çalışmıyor ama yarattığı uzun gerginlik finalde kısa sürede çözümleniyor. Haliyle akılda şu soru kalıyor, babaları yüzünden ayrı düşmüş ve hatta yabancılaşmış bu karakterler nasıl oluyor da bu sorunu bu kadar hızlı çözüyor? Havada kalan bu cevap ister istemez karakterlerin de altını boşaltıyor. Zira karakterlere atanan birçok özellik sonda bir kadın dayanışması hayaline evriliyor.

Bilginer’in, babaları tarafından örselenmiş kadınlara dair iyi duyguları olduğundan bir kadın olarak şüphem yok. Fakat anlatım konusunda konuya girmekte zorlanan ya da bunu gerilim unsuruna çevirmeye çalışırken uzatan buna karşın finalde ise aceleci davranan bir tavır görüyorum. Tabii tüm bunların Bilginer için sinemada uzun bir yolun başlangıcı olacağını da ümit ediyorum.

 

ANNNESİNİN NEYİ

Yönetmen Umut Evirgen ise aile travmasını anneden kuruyor Annesinin Kuzusu‘nda. Yaşadığı travmaları oğluna yansıtan bir annenin öyküsü var odakta. Murat karakteri anne ile o kadar içselleşmiştir ki onun yaşadığı travma ile kedininkileri karıştırır. Annesinin hem kurbanı hem de kurtarıcısı olmak arasında gidip gelen bir karmaşaya sürüklenir. Baba ise başka bir kadınla evli ve oğlunun kendisi gibi sert bir “erkek” olmasını beklemektedir. Kısacası anne ve baba arasında kalan Murat yönünü kaybeder. Film temelde anne-baba çatışmasının çocukta yarattığı travmaya bakıyor ama bakış açısı kısmında karmaşa başlıyor. Psikolojik gerilim olarak başlayan film Yeşilçamvari bir melodrama, oradan trajikomik bir güldürüye salınıp duruyor.
Evirgen’in daha önceki filmlerini henüz izleyemediğim için sineması hakkında bir bütün olarak değerlendirme yapamıyorum fakat Annesinin Kuzusu‘nda karmaşayı anlatırken türler arasında kaybolduğunu söyleyebilirim.

 

TEMELDEKİ ŞİDDET

Fikret Reyhan’ın son filmi Cam Perde de aileyi konu alan bir diğer film. Ama bu defa konu temele iniyor. Film, Nesrin’in eski eşi Ömer’in uzaklaştırma kararlarına rağmen kendisiyle görüşmek istemesi ve yeni bir hayat kurmaya çalıştığı sevgilisi Selim ile kendi hayatı arasında sıkışıp kalmasını konu alıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin Anayasaya aykırı bir şekilde kaldırılmasından bu yana binlerce kadın boşanmak istediği ya da boşandığı erkek tarafından öldürüldü. Kadın cinayetlerinin her geçen yıl arttığı ülkemizde şiddet kadının bizzat evinin içinden geldi. İşte Cam Perde Nesrin’in de bu kadınlardan bir tanesi olduğunu anlatıyor. Göze sokmadan, çok sade bir şekilde kurguluyor hikâyeyi. Bu sadelik de ona gerçeğe değme imkânı tanıyor.

Nesrin, Ömer’in baskılarına Selim’in de arkadaşı olan komiser sayesinde bir nebze barikat kuruyor ama orada komiserin de söylediği bir gerçek var “ben olmasam içeri bile almazlar!”

Fikret Reyhan komiserin dilinden kadınların korunmasının uygulanmadığına işaret ediyor. Fakat yine de ne yasalara ne de başka bir şeye tam yüklenmeden daha temel olana bakıyor. O da Selim’in de şiddete başvurması ile Nesrin’in dediklerinde gizli; “Şiddet kullanmadan çözemezsiniz zaten!”

Cam Perde‘yi diğer iki filmden ayıran özelliği de bu, acele etmiyor, yönünü kaybetmiyor çünkü temelde neyi anlatacağını biliyor.

Suzan Demir
diğer yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir