yeni e

iki aylık kültür sanat edebiyat dergisi

Trump’ın Sosyal Medya Hesaplarının Kapatılması İfade Özgürlüğüne Engel mi?

ABD’de özellikle 2016’dan beri sosyal medya üzerinden yaşanan tartışmalarda ifade özgürlüğü öne çıkan bir konu oldu. Gerek ‘iptal kültürü’ gerekse de ifade edilen düşüncenin belli kökenden bir ırka, dine, milliyete veya cinsel kimliğe ‘şaka’ mahiyetinde olsa bile saldırganlığa karşı sınır çizilmesi, gerekse de sosyal medya aktivizminin kamuoyu desteği toplama ve baskılama yöntemleriyle sosyal medyanın sahipleri şirketlerine suçlu/kusurlu olan hesap sahiplerinin hesaplarını kapatılması için çağrılara vardığı bir dönemden geçiliyor. Çok boyutlu böylesi bir tartışmada hesapları kapatan sosyal medya şirket yöneticilerinin kim olduğundan, farklı kesimlerin ‘alternatif gerçekler’ üzerinden bir olayı ve/veya durumu okumasına, ifade özgürlüğünü ‘ırkçı’ aşağılama yapma hakkı olarak kullanan Nazilerin, ırkçı ve milliyetçi çevrelerin varlığına kadar birçok konu var.

Birleşik Devletler’de bu tartışma 6 Ocak günü ABD’li ırkçı, milliyetçi, paramiliter grupların başkent Washington D.C.’de Kongre binasını basması ve akabinde yaptıkları gösterişle zirveye ulaştı. ABD eski başkanı Donald Trump’ın ‘seçimleri biz kazandık,’ ‘seçimleri bizden çalamayacaklar’ söylemleri üzerinden yönettiği siyasi kampanyası 6 Ocak günü yaptıkları başkent mitinginde toplanan kalabalıktaki ırkçı grupların Kongre binasında Biden’ın başkanlığı için yapılan oy sayımına planlı bir müdahalesine itki görevi gördü. Bunun üzerine ise Twitter, Instagram, Facebook, YouTube, Snapchat, Twitch ve TikTok gibi sosyal medya şirketleri Donald Trump’ın hesaplarını yanlış, çarpıtılmış bilgi yaydıkları ve kamuoyunu galeyana getirdiği gerekçeleriyle dondurdu. Instagram’daki hesabından bu yazı yazılırken aktif paylaşım yapılıyordu.

Trump’ın hesaplarının kapatılması ilerici, ABD’li demokrat, liberal birçok kesimce hoş karşılanırken bu konuda dikkatli davranılması gerektiği söyleyen birçok kimse de oldu. Tartışmalardan bir diğeri ise Anayasa’nın ifade özgürlüğüne koruyan birinci maddesini merkeze alıyor. Trump taraftarları sosyal medya yasaklarının ifade özgürlüğüne bir müdahale olduğunu belirtmişti. The Philadelphia Inquirer’dan Maddie Hana’ya konuşan uzmanlar ise Trump’ın Twitter hesabının sürekli olarak dondurulmasında ABD Anayasası’nda ifade özgürlüğünü koruyan 1. Maddesine aykırı davranılmadığını söylüyor. Birinci madde yurttaşların ifade özgürlüğünü hükümetin baskısına karşı koruyor. Ancak Twitter özel bir şirket. Bu yüzden birinci madde bu durumda etkin değil.

Eski başkan Trump’ın hesaplarının bu platformlardan alındıktan sonra taraftarlarına muhafazakarların ‘baskı’ olmadan ‘özgürce’ kendilerini ifade edebildikleri Parler sosyal medya platformundan ulaşması beklendi. Fakat 6 Ocak’taki Kongre baskınının örgütlendiği bir yer de  Parler platformuydu. Parler bu özelliğinden ötürü Google, Apple ve Amazon gibi servis sağlayıcılar tarafından çıkarıldı. Bunun üzerine Parler’ın CEO’su John Matze bunu “teknoloji devleri tarafından piyasada rekabeti öldürmek için koordine edilen bir saldırı” olarak niteledi.

Tabi ne Trump’ın hesaplarının dondurulması ne de Parler’in servislerden çekilmesi toplumdaki tartışmanın önünü kesmiyor. Sosyal medya kullanıcılarının bir kısmı Trump’ın susmasından ‘huzur’ bulurken bir kısmı da yasaklayanların kim olduğunu unutulmaması gerektiğini, sol, sosyalist, ve gerçek muhalif kesimlere de zarar verebileceği söylendi.

Muhafazakarlar sansür getirildiği eleştirileri yöneltirken belli kesimler sosyal medya şirketlerinin düşüncesini tehlikeli buldukları herkesi susturabilecekleri bir güce sahip olmalarının gelecekte başka sorunlar doğuracağından endişe duyuyor. Öte yandan başka bir köşeden eleştirenler Trump’ın sosyal medya hesaplarının daha önceden de söz konusu platformların içerik yönergelerini ihlal ettiği gerekçesiyle kapatılabileceğini belirterek sosyal medya şirketlerinin ikiyüzlü olduklarının altını çiziyor. Trump’ın kendisi de dahil olmak üzere bazı eleştirmenler, kongre üyelerinin 230.Bölüm adı verilen temel bir internet yasasını değiştirmesi durumunda sosyal medya şirketlerinin dize getirilebileceğine dair yanıltıcı bir fikir bile ortaya attılar.

Vox’dan Aja Romano ise platform dışı etmenin ifade özgürlüğü hakkının ihlali olmadığını hatta yararlı olduğunun altını çiziyor. Romano’nun makalesinde görüşüne yer verdiği Case Western Hukuk Okulu Birinci Madde Bölümü başkanı Andrew Geronimo ise “Bazıları, belirli internet sitelerinin çok büyüdüğünü ve fiilen ‘kamusal alan’ haline geldiklerini ve bu nedenle Birinci Maddenin ifade özgürlüğünü koruma standartlarına uymaları gerektiğini savunuyor” dedi. Makalede altı çizilen nokta sosyal medya siteleri her ne kadar kamu alanlarını anımsatsa da bu sitelerin sahibi şirketler var. Geronimo diyor ki “Bir özel mülk sahibinin, oturma odasında, özel bir işte veya özel bir web sitesinde herhangi bir ifadeye ev sahipliği yapması gerekmez.”

Özetle Donald Trump’ın aslında başkanlık dönemi boyunca sosyal medyadan yaydığı beyaz olmayan ve göçmen halkları, kadınları, lgbtqları, sosyalistleri hedefe alan ve çeşitli beyaz üstünlükçü grupları doğrudan cesaretlendiren söylemleri hep vardı. Sosyal medya şirketleri en son Kongre Baskını akabinde ve Trump’ın başkanlık koltuğundan usule uygun bir biçimde ineceği günün ön günlerinde Trump’ın sesini kesmesi hiçbir şey ifade etmemektedir.

ABD liberal demokrasisi için yakın tarihteki en utanç verici görüntülerden biri köleci Güney Konfederasyonu bayrağının Kongre koridorlarında zafer kazanılmış edalarıyla gezdirilmesiydi. Burada elbette İç Savaş döneminin köle sahibi Kuzeyli kurucu babalarını da unutmamak gerekir. Bugün örneğin Amerikan İç Savaşı’nın tetikleyici unsurlarından John Brown’ın Güney Konfederasyonu’nun en büyük silahtarlığı Harpers Ferry baskını ve Brown’ın yine öncesinde Güneyli köle sahiplerinin çiftliklerini basıp köleleri özgürleştirecek bir gerilla mücadelesi başlatması Amerikan burjuva tarihçiliğinin en solundan en sağına Brown bir deli ve terörist olarak tanımlanıyor.

Bu anlamıyla Amerikan tarihinde ırkçılığa, ayrımcılığa, köleliğe ve genel olarak adaletsizliğe karşı gözünü budaktan sakınmayan cevvalikte örnekler dururken sosyal medya şirketlerinin malum olacak olanlar üzerine ırkçı Trump’a tavır göstermesi bir şey ifade etmiyor. Ancak Amerikalı belirli sol, sosyalist ve ilerici çevrelerin dediği gibi sosyal medya şirketlerin istediğini de yapabileceklerini gösteriyor. Örneğin son dönemlerde belli anti-faşist ve Filistin halkının mücadelesini destekleyen beğenme sayfalarının kapanması bunların belli başlı örneklerini oluşturuyor.

Ekim Kılıç
diğer yazıları